Haber Detayı

Demir çelik sektöründen CBAM Uyarısı: Varsayılan emisyon değerleri üretim gerçekleriyle uyuşmuyor
şehirler ekonomim.com
01/04/2026 14:04 (1 ay önce)

Demir çelik sektöründen CBAM Uyarısı: Varsayılan emisyon değerleri üretim gerçekleriyle uyuşmuyor

Türk demir çelik sektörü, mevcut yaklaşımın rekabet gücünü zedelediğine dikkat çekerek, varsayılan değerlerin ülkelerin üretim yöntemlerini esas alacak şekilde yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.

EKONOMİ / İZMİR Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) kapsamında açıkladığı varsayılan emisyon değerleri, Türkiye’nin düşük karbonlu üretim yapısını yeterince yansıtmıyor.

Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan, Avrupa Birliği tarafından hayata geçirilen CBAM’in, küresel ticaretin karbon temelli yeniden şekillendiği yeni dönemin en önemli politika araçlarından biri olarak öne çıktığını vurguladı.

CBAM’in temel amacının, karbon kaçağını önlemek ve üretimin daha düşük çevresel standartlara sahip ülkelere kaymasını engelleyerek küresel ölçekte daha sürdürülebilir bir üretim yapısını teşvik etmek olduğunu aktaran Ertan, “Mekanizma, Avrupa Birliği pazarına ihracat yapan üreticiler ile bu ürünleri ithal eden firmaları doğrudan etkileyen bir çerçeve sunuyor.

Bu nedenle, uygulamada kullanılan yöntemlerin ve hesaplama yaklaşımlarının, farklı ülkelerin üretim yapısını doğru şekilde yansıtması kritik önem taşıyor” diye konuştu.

Hesaplamanın üreticilerden alınan ve CBAM metodolojisine uygun şekilde doğrulanmış gerçek veriler üzerinden yapılması gerektiğini ifade eden Ertan, “Sektörde üretimin yaklaşık %70’i elektrik ark ocağı (EAF) yöntemiyle, yani büyük ölçüde hurda bazlı olarak gerçekleştiriliyor.

Bu durum, Türkiye’yi daha düşük karbon yoğunluklu üretim yapan ülkeler arasında öne çıkaran önemli bir avantaj.

Ancak bu avantajın CBAM kapsamında nasıl yansıtıldığı ayrı bir konu.

Emisyonların nasıl hesaplandığı ve değerlerin doğrulanması kritik hale geliyor.

Bu verilerin tam ve uygun biçimde temin edilemediği ya da akredite kuruluşlarca doğrulanmadığı durumda ise varsayılan emisyon değerleri (default values) devreye giriyor.

Dolayısıyla bu değerlerin nasıl belirlendiği, ne kadar temsil gücüne sahip olduğu ve gerçek üretim yapısını ne ölçüde yansıttığı, ihracatçılar açısından son derece belirleyici bir rol oynuyor” ifadelerini kullandı.

Akredite kuruluşların açıklanmasının ihracatçının önündeki belirsizliğin aşılması ve ihracatın devamlılığı için çok önemli ve ivedi olduğunu vurgulayan Ertan, “Bilindiği üzere esas olan, emisyon hesaplamasının üretici tesislerden alınan ve CBAM metodolojisine uygun şekilde doğrulanmış gerçek veriler üzerinden yapılması ve akredite kuruluşlarca doğrulanmasıdır.

AB tarafından akreditasyon mekanizma kapsamında zorunlu olarak belirtilse de hangi kuruluşların akredite edilerek doğrulama yetkisi alacağı halen belirlenmedi” dedi. “Üretim gerçeklikleriyle örtüşmeyen bu yaklaşımın kabul edilmesi mümkün değil” Türkiye’nin EAF ağırlıklı üretim yapısına rağmen, varsayılan emisyon değerlerinin bu yapıyı yeterince yansıtmadığı ve daha yüksek emisyonlu üretim yöntemlerinin esas alındığı bir yaklaşımın benimsendiğini ve Türkiye’nin fiili emisyon performansının üzerinde bir karbon yoğunluğu ile temsil edildiğini söyleyen Ertan, bazı ürün grupları için Türkiye adına belirlenen değerlerin Çin gibi üretiminin %90’ı yüksek emisyonlu BOF yöntemiyle gerçekleşen bölgelerin bile üzerinde olmasının, mevcut yaklaşımın üretim gerçeklikleriyle çeliştiğini dile getirdi. “Bakanlıkların desteğini bekliyoruz” Türkiye’nin EAF ağırlıklı üretim yapısının dikkate alınması ve varsayılan değerlerin buna göre değerlendirilmesinin ihracatçıların fiyat rekabetinden olumsuz etkilenmemesi açısından önemli olduğunu belirten Ertan, ilgili kurum ve kuruluşların ortak bir yaklaşım ortaya koyması ve gerekli girişimlerin hem uluslararası platformlarda hem de kamuoyu nezdinde daha güçlü şekilde gündeme getirilmesi adına bakanlıklardan destek beklediklerini dile getirdi.

İlgili Sitenin Haberleri