Haber Detayı
Urmiyeli Âlim Dede Kâtip ve Şiî–Sünnî Meselesi
Birlik fikrinin şiirle inşası Türk-İslâm dünyasının yüzyıllardır kanayan yaralarından biri olan Şiî-Sünnî meselesi, sadece bir mezhep farklılığı olarak kalmamış; zamanla siyasî hesapların, dış müdahalelerin ve cehaletin beslediği derin bir ayrışmaya dönüşmüştür.
Bu ayrışma, aynı kıbleye yönelen, aynı kitaba inanan, aynı peygambere ümmet olan toplulukları karşı karşıya getirmiş; enerjisini iç çekişmelerde tüketen bir dünyanın ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
İşte bu noktada Urmiye’nin Cuma Camisinde uzun yıllar dört dilde (Arapça, Farsça, Kürtçe ve Türkçe) vaaz veren âlim ve halk şairi Dede Kâtip, meseleyi hem bir din adamı ciddiyetiyle hem de bir halk ozanı sezgisiyle ele almış; çözüm yollarını şiirin diliyle ortaya koymuştur.
Dede Kâtip’in Şiî-Sünnî meselesine bakışı, kuru bir mezhep tartışmasının ötesinde, doğrudan doğruya “ümmet bilinci”ne dayanmaktadır.
Ona göre bu ayrılık, İslâm’ın özünden kaynaklanan bir ihtilaf değil; aksine tarih içinde bilinçli olarak derinleştirilen ve Müslümanları zayıflatmaya yönelik bir tefrika unsurudur.
Bu yönüyle şair, meselenin arka planını doğru okuyabilen nadir fikir adamlarından biridir.
Onun “İslâm oğlu” şiiri, bu düşüncenin en berrak ifadesidir.
Daha ilk dörtlükte Müslümanlara yaptığı çağrı, aslında bütün bir İslâm dünyasına yöneliktir: İslâm oğlu dur (kalk/uyan) gafletden gel bâhem (birlikte) yoldaş olak, Kur’an bizi gardaş etmiş gel biz de gardaş olak.
İhtilâfı at kenara tefrika yıktı bizi, Men Müselman, sen Müselman gel doğru dindaş olak!
Bu mısralarda görülen temel yaklaşım şudur: Kardeşlik, mezhebe göre değil, Kur’an’a göre tanımlanır.
Kur’an Mü’minleri kardeş ilan etmişse, beşerî ayrımların bu hükmün önüne geçmesi mümkün değildir.
Dede Kâtip’in bu yaklaşımı, ilmî olduğu kadar derin bir irfanın da ürünüdür.
Şair, ayrılığın yapaylığını anlatmak için son derece çarpıcı bir benzetme yapar.
Kur’an alfabesindeki “sin” ve “şin” harflerini örnek göstererek, aslında Şiîlik ile Sünnîliğin birbirinden kopuk değil, iç içe geçmiş yapılar olduğunu ifade eder: “Sin ile şin yapışıkdır fasılasız dal ba dal (peş peşe), … Sünnü-Şie ver el ele bulmasın düşmen mecal…” Bu benzetme, edebî bir ustalıktan öte ilmî bir tespittir.
Çünkü mezhepler, dinin özü değil, yorumlarıdır.
Bu yorumların düşmanlık sebebi hâline getirilmesi ise ancak dış müdahalelerle mümkündür.
Nitekim Dede Kâtip açıkça “araya harf salıblar” diyerek bu ayrılığın dış kaynaklı olduğuna işaret eder.
Şairin çözüm önerisi ise nettir: “el ele vermek”.
Bu, sadece bir temenni değil; tarihî ve siyasî bir zorunluluktur.
Ona göre Müslümanlar birlik oldukları takdirde hiçbir dış güç karşılarında duramayacaktır.
Şiirinin devamında dile getirdiği şu mısralar, bu düşüncenin açık bir ifadesidir: “Biz bir olsak Amrikalı döyenmez hiç vakt bizi, Avrupalı sallak (deri yüzen) olup soyamaz hiç vakt bizi…” Burada dikkat çeken husus, Dede Kâtip’in meseleyi hem dinî hem de siyasî bir perspektifle ele almasıdır.
Ona göre mezhep ayrılığı, aynı zamanda Müslümanların sömürülmesine zemin hazırlayan bir zafiyettir.
Dede Kâtip’in üzerinde hassasiyetle durduğu bir diğer nokta da, İslâm’ın temel birleştirici unsurlarıdır.
Şair, bütün Müslümanların: Allah’ının bir, Peygamberinin bir, Kitabının bir, Kıblesinin bir olduğunu hatırlatarak, ayrılığın anlamsızlığını ortaya koyar.
Bu yaklaşım, İslâm’ın özüne dönüş çağrısıdır.
Onun şu mısraları bu fikrin özeti gibidir: “Bir Allah’ı, bir Peygamber, kıblemiz Beyt’ullah’ı…” Bu noktada Dede Kâtip, çözümü mezhepler üstü bir İslâm anlayışında bulur.
Yani hurafelerden arınmış, Kur’an merkezli bir din anlayışı… Ona göre tefrikanın panzehiri, “heblullah”a yani Allah’ın ipine sarılmaktır.
Şairin dikkat çekici bir diğer yönü ise, dört halifeye ve Hz.
Ali’ye aynı derecede saygı göstermesidir. “Selâm” şiirinde Hz.
Muhammed ile birlikte Ebû Bekir, Ömer bin Hattab, Osman bin Affan ve Ali bin Ebu Talib’e aynı hürmetle yer vermesi, onun mezhep üstü yaklaşımının en somut göstergesidir.
Bu tavır, aslında Şiî-Sünnî ayrımının ötesinde bir “İslâm bütünlüğü” fikrini temsil eder.
Dede Kâtip’in yaklaşımında dikkat çeken bir başka husus da, cesaretidir.
O, birleştirici sözler söylemekle kalmaz; aynı zamanda Müslümanlara doğrudan uyarıda bulunur: “Sünnü gardaş elde tişe (kazma) öz rişeni (kökünü) kazma, sen, Şie gardaş yana çekme düz oyunu bozma, sen…” Bu dizelerde şair, her iki tarafı da sorumluluğa davet eder.
Yani meselede tek taraflı bir suçlama yoktur; aksine karşılıklı bir bilinçlenme çağrısı vardır.
Bu da onun adil ve dengeli bakış açısını gösterir.
Sonuç olarak Dede Kâtip, Şiî-Sünnî meselesine bir ayrılık değil, bir imtihan olarak bakmaktadır.
Ona göre bu imtihanın kazanılması, Müslümanların kendi özlerine dönmeleriyle mümkündür.
Kur’an’a sarılan, peygamber ahlâkını benimseyen ve kardeşlik bilincini diri tutan bir toplum için mezhep ayrılığı bir sorun olmaktan çıkacaktır.
Bugün hâlâ İslâm dünyasının farklı coğrafyalarında aynı ayrılıkların yaşandığı düşünüldüğünde, Dede Kâtip’in İran’dan yükselen sesi, bir mütefekkirin, bir mürebbinin ve bir millet rehberinin sesidir.
Onun çağrısı açıktır: “Tefrikayı bırak, vahdete sarıl; çünkü kurtuluş birliktedir.”