Haber Detayı

Mezhepler üstü bir bakış: Kum'da bir sohbetin düşündürdükleri
Ali kafkasyalı internethaber.com
08/04/2026 11:18 (1 gün önce)

Mezhepler üstü bir bakış: Kum'da bir sohbetin düşündürdükleri

Çaldıran’da dünyamızı çaldırdık, Bahtımızı köhlen attan saldırdık.

Aklımızı o kadar ki çıldırdık, İki kardeş kılıç çekti bir ruha, Özümüze gelemedik bir daha.

Memmed Aslan Bu mısralar, İslâm dünyasında asırlardır süren ayrışmanın acı bir özetidir.

İki binli yılların başıydı… İran’da saha araştırmaları yürüttüğüm bir dönemde, Kum-Save muhiti âşıklık geleneği üzerine çalışıyordum.

Save’de Alevî ozanları ziyaret etmiş, onların sözlü kültür hazinelerini kayıt altına almıştım.

Ardından tekrar Kum’a dönmüştük.

Yanımda ise ilmiyle, vakar ve derinliğiyle dikkat çeken, Türk asıllı, birkaç dil bilen son derece âlim bir molla vardı.

Onu seyrederken, insanın zihninde eski zaman ulemasının silueti canlanıyordu.

Kum’un yoğun dinî atmosferinde yaptığımız sohbetlerden birinde, birden bana dönerek sordu: “Ali Bey, sizin mezhebiniz nedir?” Soru sadeydi; fakat cevabı, meselenin özüne inmeyi gerektiriyordu. “Efendim,” dedim, “ben Peygamberimizin mezhebindenim.” Bu cevap onu tatmin etmemiş olacak ki, hemen ikinci soruyu yöneltti: “Onun mezhebi nedir ki?” Sözün yönünü fark etmiş, fakat cevabı ona bırakmayı tercih etmiştim: “Efendim, siz benden daha iyi bilirsiniz.” Kısa bir sükût oldu.

Ardından şu cümleyi kurdu: “Onun mezhebi yok ki…” “İyi,” dedim, “cevabı siz verdiniz.” Başını eğdi, düşündü ve nihayet şu kelime dudaklarından döküldü: “Haklısınız.” Bu kısa diyalog, aslında uzun tartışmaların özeti gibiydi.

Zira mesele açıktır: Müslüman için ana yol Kur’an’ın yolu, yegâne rehber Peygamberdir.

Mezhepler ise bu ana yol üzerinde zamanla oluşmuş yorum farklılıklarıdır; dinin kendisi değil, anlaşılma biçimleridir.

Mirza Alekber Sabir, Türk milletinin geçmişte yaptığı tarihi hatalardan en acı birini örnek vererek Türk’ün Türk’e, Müslüman’ın Müslüman’a kılıç çektiği o kardeş savaşını hicvetmektedir: Bir vakt Şah İsmayil ü Sultan-ı Selim’e Meftun olarak eyledik İslâmı dü nîme, Koyduk iki taze adı bir din-i kadime, Saldı bu teşeyyö, bu tesennün bizi bime...

Kaldıkça bu haletle sezâ-i esefiz biz!

Öz dinimizin başına engel kelefiz biz! (Bir zaman Şah İsmail ve Sultan Selim’e meftun olarak, İslâm’ı ikiye böldük.

Kadim dine iki yeni ad koyduk.

Bu Şiî ve Sünnî olma bizi korkuya düşürdü.

Bu durumda kaldıkça yandık demektir.

Öz dinimizin başına dolaşık iplik yumağı gibi engeliz.) * * * Bugün İslâm dünyasının karşı karşıya olduğu en önemli problemlerden biri, mezheplerin dinin önüne geçirilmesidir.

Oysa birleştirici olan Kur’an ve Peygamberdir; ayrıştırıcı olan ise yorumların mutlaklaştırılmasıdır.

Ne var ki mesele yalnızca dinî bir yorum farklılığı olarak kalmamış, tarih içinde siyasallaştırılarak dış müdahalelere açık hâle getirilmiştir.

Türk-İslâm dünyasının sahip olduğu tarihî güç ve potansiyel, çeşitli küresel aktörlerin dikkatini çekmiş; bu gücü zayıflatmanın yollarından biri olarak mezhep farklılıklarının istismarı tercih edilmiştir. “Böl ve yönet” anlayışı, bu sürecin en belirgin yöntemlerinden biridir.

Çarlık Rusyası’ndan günümüz küresel güçlerine uzanan çizgide, Sünnî–Şiî ayrılıklarının derinleştirilmesi bir jeopolitik araç olarak kullanılmıştır.

Petro’ya atfedilen vasiyetname etrafındaki tartışmalar da bu yaklaşımın tarihsel arka planına işaret eder.

Bu süreçte en dikkat çekici husus, dinî kimliklerin siyasî kimliklere dönüştürülmesidir.

Tabiî farklılıklar, bu dönüşümle birlikte keskin sınırlar hâline getirilmiş; toplumların içindeki fay hatları derinleştirilmiştir.

Din adamları, yerel yöneticiler, medya ve propaganda araçları bu ayrışmayı beslemiş; mezhep merkezli söylemler zamanla toplumsal kutuplaşmayı artırmıştır.

Özellikle dinî bilginin sağlıklı kaynaklardan öğrenilmediği, eğitim seviyesinin yetersiz olduğu toplumlarda bu tür ayrıştırıcı söylemler daha kolay karşılık bulmaktadır.

Bilgi eksikliği, bireyi propagandaya açık hâle getirir; propaganda ise zamanla hakikatin yerini alır.

Günümüzde ise bu süreç daha incelikli araçlarla sürdürülmektedir.

Medya, sosyal ağlar ve dijital platformlar üzerinden yürütülen algı çalışmaları, mezhep temelli ayrılıkları derinleştiren yeni bir zemin oluşturmuştur.

Artık çatışmalar yalnız sahada değil, zihinlerde kurulmaktadır.

Bütün bu tablo karşısında Kum’da yaşanan o küçük hatıra, büyük bir hakikati yeniden hatırlatır: Birlik, ayrıntılarda değil; özde buluşmakla mümkündür.

Mezhep farklılıklarını inkâr etmek değil; onları doğru yere koymak gerekir.

Bu farklılıklar bir çatışma sebebi değil, doğru anlaşıldığında bir zenginliktir.

Ancak bunun için sağlam bir eğitim, sahih dinî bilgi ve mezhepler üstü bir bakış açısı şarttır.

Aksi hâlde tarih boyunca defalarca sahnelenen oyun yeniden kurulacak; aktörler değişse de senaryo aynı kalacaktır.

Son söz olarak: Mezhepler, dinin özü değil; yorumudur.

Öz ise birdir.

O özü kaybedenler, ayrıntılarda boğulmaya mahkûmdur.

İlgili Sitenin Haberleri