Haber Detayı

ABD, İran'a saldırı kararını nasıl verdi? New York Times gizli toplantıyı deşifre etti
Dünya f5haber.com
09/04/2026 16:07 (1 saat önce)

ABD, İran'a saldırı kararını nasıl verdi? New York Times gizli toplantıyı deşifre etti

ABD medyası, ABD ve İsrail'in İran'a saldırı kararının nasıl alındığı ve toplantılarda neler konuşulduğuna dair çarpıcı bir haber yayımladı.

ABD'nin en önde gelen medya kuruluşlarından The New York Times, ABD ve İsrail'in İran'a saldırı konusunda anlaşma sürecini haberleştirdi.

Özel 'savaş' toplantısının tüm ayrıntılarını yazan gazetenin haberine göre İsrail Başbakanı Netanyahu ve ekibi, Beyaz Saray'da ABD Başkanı Trump ve ekibine 'İran' sunumu yaptı.

Sunumda İran'da rejim değişikliği, füze kapasitesinin yok edilmesi, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının imkansızlığı ve halk ayaklanması/silahlı iç çatışma yaratılması hedeflerinin oldukça kolay ulaşılabilir olduğu vurgulandı.

Netanyahu ve Mossad'ın bu raporlarına CIA ve ABD ordusu dahil inanan hiçkimse olmamasına rağmen tek bir kişinin, Başkan Trump'ın inanmasıyla ABD savaşa girdi.

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Beyaz Saray zirvesinin içinden bilgiler veren gazete, ABD heyetinde Trump hariç hiç kimsenin İsrail'in "İran'da kısa sürede kesin zafer" vaadini barındıran planına inanmadığını; ancak Trump'ın ekibindeki hiç kimseyi dinlemeyerek saldırı kararını onayladığını yazdı.

Başbakan Netanyahu'nun aylardır ABD'nin İran'a saldırıyı kabul etmesi için baskı yaptığını yazan gazete, 11 Şubat günü Beyaz Saray'da basından uzak büyük bir zirvenin yapıldığını belirtti.

Sızıntıyı önlemek için dar bir kabine toplantılara katıldı Netanyahu Beyaz Saray'da Trump ve ekibine son derece gizli bir 'İran' sunumu yaptı.

Sunumda İsrail'in Mossad ve ordu yetkilileri dahil tüm üst düzey görevlileri hazır bulunurken, ABD tarafında da Dışişleri ve Savunma Bakanları, CIA Başkanı ve yardımcıları, ABD ordusu Genelkurmay Başkanı ve üst düzey askeri yetkililer hazır bulundu.

Ayrıca Trump'ın damadı Jared Kushner ve İranlılarla müzakereleri yürüten Trump'ın özel elçisi Steve Witkoff da ana grubu tamamladı.

Toplantı, sızıntıları önlemek için kasıtlı olarak küçük tutuldu.

Diğer üst düzey kabine üyeleri, toplantının yapıldığından haberdar değildi.

Başkan Yardımcısı da toplantıda yoktu.

JD Vance Azerbaycan'daydı ve toplantı o kadar kısa sürede planlanmıştı ki, zamanında geri dönmesi mümkün olmamıştı.

Kritik toplantı: 11 Şubat - Beyaz Saray Durum Odası 11 Şubat'ta Durum Odası'nda Netanyahu, İran'ın rejim değişikliğine hazır olduğunu öne sürerek ve ABD-İsrail ortak misyonunun nihayet İran İslam Cumhuriyeti'ne son verebileceğine olan inancını dile getirerek, ikna edici bir konuşma yaptı.

Bir noktada İsrailliler, Trump'a sert çizgideki hükümetin düşmesi halinde ülkeyi devralabilecek potansiyel yeni liderlerin bir montajını içeren kısa bir video izlettiler.

Videoda yer alanlar arasında, İran'ın son şahının sürgündeki oğlu Reza Pahlavi de vardı.

Şu anda Washington'da yaşayan bir muhalif olan Pahlavi, İran'ı teokratik olmayan bir hükümete doğru yönlendirebilecek seküler bir lider olarak kendini konumlandırmaya çalışmıştı.

Netanyahu ve ekibi, kesin bir zafere işaret ettiğini söyledikleri koşulları özetledi: İran'ın balistik füze programı birkaç hafta içinde yok edilecek.

Rejim o kadar zayıflayacak ki Hürmüz Boğazı'nı kapatamayacaklar ve İran'ın komşu ülkelerdeki ABD çıkarlarına darbe vurma olasılığı minimalize olacak.

İranlı Kürt silahlı unsurları Ayrıca, Mossad'ın istihbaratına göre İran'da sokak protestoları yeniden başlayacak ve İsrail istihbarat teşkilatının isyan ve ayaklanmaları kışkırtma çabalarıyla birlikte, yoğun bir bombardıman kampanyası İran muhalefetinin rejimi devirmesi için uygun koşulları yaratacak.

İsrailliler ayrıca, İranlı Kürt silahlı unsurların Irak'tan sınırı geçerek kuzeybatıda bir kara cephesi açma olasılığını da gündeme getirdiler; bu da rejim güçlerini daha da zorlayacak ve çöküşünü hızlandıracak.

Trump'tan yeşil ışık Sunum, odadaki en önemli kişi olan ABD Başkanı’nın hoşuna gitti ve "Kulağa güzel geliyor" dedi.

Bu cümlesiyle Trump, operasyona yeşil ışık yaktı.

Odadaki diğer kişiler Netanyahu'ya operasyonun olası risklerini sorduklarında, Netanyahu bunları kabul etti ancak tek bir ana noktaya değindi: Ona göre, harekete geçmemenin riskleri harekete geçmenin risklerinden daha büyüktü.

Saldırıyı erteleyip İran'a füze üretimini hızlandırması ve nükleer programı etrafında bir dokunulmazlık kalkanı oluşturması için daha fazla zaman tanırlarsa, harekete geçmenin bedelinin sadece artacağını savundu.

Netanyahu’nun sunumu ve Trump’ın buna verdiği olumlu tepki, ABD istihbaratı için acil bir görev ortaya çıkardı.

Analistler, bir gecede İsrail ekibinin Trump'a aktardığı bilgilerin geçerliliğini değerlendirmek için çalıştı.

ABD istihbarat analizinin sonuçları, ertesi gün, 12 Şubat’ta, Durum Odası’nda yalnızca Amerikalı yetkililerin katıldığı başka bir toplantıda paylaşıldı.

Trump gelmeden önce, iki üst düzey istihbarat yetkilisi Trump'ın yakın çevresine brifing verdi. "İki hedef mantıklı, diğer iki hedef saçmalık" İstihbarat yetkilileri, ABD’nin askeri kapasiteleri konusunda derin bir uzmanlığa sahipti ve İran sistemini ve aktörlerine de ciddi derecede hakimdi.

Netanyahu’nun sunumunu dört bölüme ayırmışlardı.

Birincisi, Ayetullah'ı öldürme kısmı.

İkincisi, İran'ın güç gösterisi yapma ve komşularını tehdit etme kapasitesini felç etmek.

Üçüncüsü, İran'da bir halk ayaklanması.

Dördüncüsü ise rejim değişikliği ve ülkeyi yönetmek üzere seküler bir liderin iktidara getirilmesi.

ABD'li yetkililer, ilk iki hedefin Amerikan istihbaratı ve askeri gücüyle gerçekleştirilebilir olduğunu değerlendirdiler.

Netanyahu’nun sunumunun üçüncü ve dördüncü bölümlerinin, yani Kürtlerin İran’a kara harekatı düzenleme olasılığını da içeren kısımların, gerçeklikten uzak olduğunu vurguladı. "Bu saçmalık" Trump toplantıya katıldığında CIA Direktörü Ratcliffe ona bu değerlendirmeyi aktardı.

Ratcliffe , İsrail başbakanının rejim değişikliği senaryolarını tek kelimeyle tanımladı: “Saçma.” Dışişleri Bakanı Rubio da hiç beklemeden Ratcliffe'e katılarak, "Bu saçmalık" dedi.

Ratcliffe, herhangi bir çatışmada olayların öngörülemezliği göz önüne alındığında rejim değişikliğinin gerçekleşebileceğini, ancak bunun ulaşılabilir bir hedef olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.

Rejim değişikliğine kimse inanmamış Azerbaycan’dan yeni dönen Başkan Yardımcısı Vance de dahil olmak üzere birkaç kişi daha söz aldı; Vance de rejim değişikliği olasılığına ilişkin güçlü bir şüphe dile getirdi.

Başkan daha sonra General Caine'e döndü. “General, siz ne düşünüyorsunuz?” dedi.

General Caine şöyle yanıtladı: “Efendim, benim tecrübeme göre bu, İsrailliler için standart bir prosedürdür.

Abartılı iddialarda bulunurlar ve planları her zaman iyi geliştirilmiş değildir.

Bize ihtiyaçları olduğunu biliyorlar ve bu yüzden bu kadar ısrarcı davranıyorlar.” Trump, bu değerlendirmeyi hızla tarttı.

Ancak sonuç olarak, İran’a karşı savaşa girip girmeyeceğine dair kararı, Netanyahu’nun sunumunun 3. ve 4. bölümlerinin gerçekleştirilebilir olup olmadığına bağlı değildi.

Trump, 1. ve 2. bölümleri gerçekleştirmeye hâlâ çok ilgi duyuyor gibi görünüyordu: Ali Hamaney ve İran’ın üst düzey liderlerini öldürmek ve İran ordusunu çökertmek. "Hürmüz'ün güvenliğini sağlamak çok zor" General Caine, İran’a karşı büyük çaplı bir harekatın, Ukrayna ve İsrail’e yıllardır sağlanan destek nedeniyle stokları zaten zor durumda olan füze önleyiciler de dahil olmak üzere Amerikan silah stoklarını ciddi şekilde tüketeceği yönündeki endişe verici askeri değerlendirmeyi Trump ve diğerleriyle paylaştı.

Ayrıca Hürmüz Boğazı'nın güvenliğini sağlamanın muazzam zorluğuna ve İran'ın boğazı kapatma risklerine de dikkat çekti.

Trump, rejimin işler o noktaya gelmeden teslim olacağı varsayımıyla bu olasılığı reddetmişti.

Başkan, bunun çok hızlı bir savaş olacağını düşünüyor gibi görünüyordu.

New York Times'ın kaynağına göre Trump, genellikle sadece duymak istediği şeyleri duyuyor gibi görünüyordu.

Savunma Bakanı Hegseth en büyük destekçi Kabine içinde, İran'a karşı askeri harekatın en büyük savunucusu Hegseth'ti.

Rubio ise İranlıların müzakere yoluyla bir anlaşmaya varacaklarına inanmıyordu, ancak tam ölçekli bir savaş başlatmak yerine azami baskı kampanyasını sürdürmeyi tercih ediyordu.

Ancak Rubio, Trump'ı operasyondan vazgeçirmeye çalışmadı ve savaş başladıktan sonra yönetimin gerekçesini tam bir inançla dile getirdi.

Trump’ın yakın çevresinde, İran’la savaş ihtimalinden Başkan Yardımcısı Vance kadar endişe duyan ya da bunu engellemek için ondan daha fazla çaba sarf eden kimse yoktu.

Vance, siyasi kariyerini tam da şu anda ciddi olarak gündemde olan türden askeri maceracılığa karşı çıkarak inşa etmişti.

İran’la bir savaşı “kaynakların büyük ölçüde başka yönlere kaydırılması” ve “muazzam maliyetli” olarak nitelendirmişti.

Başkan Yardımcısının ısrar ettiği şey, sınırlı ve cezai bir saldırıydı.

Vance, İran'la rejim değişikliği için yapılacak bir savaşın felaket olacağını düşünüyordu.

Tercihi, hiç saldırı yapılmaması yönündeydi.

Ancak Trump'ın bir şekilde müdahale edeceğini bildiği için, daha sınırlı bir eyleme yönelmeye çalıştı.

Daha sonra, başkanın büyük çaplı bir harekete kararlı olduğu kesinleştiğinde, Vance, hedeflerine hızlı bir şekilde ulaşmak umuduyla, bunu ezici bir güçle yapması gerektiğini savundu.

Vance, askeri ve siyasi sonuçlar konusunda uyarıyor Vance, Trump’a İran’a karşı bir savaşın bölgede kaosa ve sayısız can kaybına yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Çünkü ona göre bu durum, Trump’ın siyasi koalisyonunu da parçalayabilir ve “yeni savaş yok” vaadine inanan pek çok seçmen tarafından bir ihanet olarak algılanabilir.

Vance başka endişelerini de dile getirdi.

Amerika’nın mühimmat sorununun boyutunun farkındaydı.

Hayatta kalma iradesi son derece güçlü bir rejime karşı yapılacak bir savaş, ABD'yi birkaç yıl boyunca çatışmalarla mücadele etmek için çok daha kötü bir konuma düşürebilirdi.

Başkan Yardımcısı, rejimin hayatta kalması söz konusu olduğunda İran'ın misilleme olarak ne yapacağını hiçbir askeri öngörünün tam olarak tahmin edemeyeceğini söyledi.

Bir savaş, kolayca öngörülemez yönlere sapabilirdi.

Dahası, savaşın ardından barışçıl bir İran inşa etme şansının çok az olduğunu düşünüyordu.

Tüm bunların ötesinde, belki de en büyük risk şuydu: Hürmüz Boğazı konusunda İran avantajlıydı.

Muazzam miktarda petrol ve doğal gazın taşındığı bu dar su yolu tıkanırsa, ABD'deki iç sonuçlar, benzin fiyatlarının yükselmesiyle başlayarak çok ağır olurdu.

Tucker Carlson: İran'a saldırırsan Başkanlığın mahvolur Sağ kanatta müdahaleye karşı bir başka önde gelen şüpheci olarak öne çıkan yorumcu Tucker Carlson, geçtiğimiz yıl boyunca birkaç kez Oval Ofis'e gelerek Trump'a İran'la bir savaşın Başkanlığını mahvedeceği konusunda uyarıda bulunmuştu.

Savaş başlamadan birkaç hafta önce, Carlson'u yıllardır tanıyan Trump, onu telefonla sakinleştirmeye çalıştı: “Bunun için endişelendiğini biliyorum, ama her şey yoluna girecek.

Çünkü her zaman öyle olur.” Şubat ayının son günlerinde, Amerikalılar ve İsrailliler, zaman çizelgelerini önemli ölçüde hızlandıracak yeni bir istihbarat bilgisini tartıştılar.

İran lideri Ali Hamaney, rejimin diğer üst düzey yetkilileriyle yer üstünde, güpegündüz ve hava saldırısına tamamen açık bir şekilde toplanacaktı.

Bu, İran liderliğinin kalbine vurmak için geçici bir fırsattı; Netanyahu'ya göre bir daha karşılarına çıkmayabilecek türden bir hedefti.

Trump'ın danışmanları Trump'ın aslında haftalar önce kararını verdiğini ancak tam olarak ne zaman olacağına henüz karar vermediğini söyledi.

Netanyahu ise ona hızlı hareket etmesi için baskı yapıyordu.

Aynı hafta, Kushner ve Witkoff, İranlı yetkililerle yapılan son görüşmelerin ardından Cenevre'den aradılar.

Muhtemelen bir anlaşma sağlayabilirlerdi, ancak bunun aylar alacağını söylediler.

Kushner Trump'a, "İranlılar oyun oynuyor" dedi.

İlgili Sitenin Haberleri