Haber Detayı
Sahnenin ve akademinin zarif tanığı: Dikmen Gürün’e bir ömürlük unvan
Yarım asra yaklaşan birikimiyle Türk tiyatrosunun belleğini kuran, sahne ile akademi arasında köprüler inşa eden Prof. Dr. Dikmen Gürün, Kadir Has Üniversitesi’nin verdiği “Emeritus” unvanıyla onurlandırıldı.
Bazı unvanlar yalnızca akademik bir mertebeyi değil, bir hayatın toplamını ifade eder.
Dikmen Gürün için verilen “Emeritus Profesörlük” de tam olarak böyle bir anlam taşıyor.
Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlenen törende, bir akademisyenin kariyerinden çok daha fazlası vardı aslında: Türkiye’de tiyatronun dönüşümüne tanıklık etmiş, onu yorumlamış ve kimi zaman yön vermiş bir ismin hikâyesi.
Rektör Ayşe Başar’ın ev sahipliğinde gerçekleşen buluşma, yalnızca bir takdim töreni değil; bir saygı duruşuydu.
Akademi ile sahne arasında Dikmen Gürün’ün yolculuğu, klasik anlamda bir akademik kariyerin sınırlarında kalmıyor.
İstanbul Tiyatro Festivali’nin yirmi yıl boyunca direktörlüğünü üstlenmiş bir isimden söz ediyoruz.
Bu uzun dönem, Türkiye’de tiyatronun dışa açıldığı, dünya sahneleriyle daha görünür ilişkiler kurduğu yıllara denk düşüyor.
Gürün, yalnızca uluslararası yapımları Türkiye’ye taşımakla kalmadı; yerli tiyatronun da dışarıya açılmasında etkili bir rol oynadı.
Onun için tiyatro, ne yalnızca sahnede kalan bir sanat ne de yalnızca metinlerde yaşayan bir düşünce alanıydı.
İkisi arasındaki geçişleri mümkün kılan bir zemin oldu hep.
Zarafet, disiplin ve süreklilik Törende söz alan Zeynep Günsür Yüceil ve Banu Manav, Gürün’ün yalnızca akademik katkılarını değil, kişisel duruşunu da vurguladı.
Bu vurguların ortak noktası dikkat çekiciydi: Zarafet.
Bugün akademide sıkça unutulan bir kavram bu.
Bilginin sertliğiyle değil, inceliğiyle ilerleyen bir yaklaşım.
Gürün’ün öğrencilerine bıraktığı mirasın da tam burada şekillendiğini söylemek mümkün.
Tiyatronun sözü Törenin belki de en güçlü anı, Gürün’ün kendi sözleriydi.
Melahat Özgü’nün “Tiyatro bir kültür kalesidir” cümlesine yaptığı gönderme, aslında kendi düşünce dünyasının da bir özeti gibiydi.
Ama o bu kaleyi biraz daha genişletti: Tiyatroyu yalnızca koruyan değil, sorgulayan bir alan olarak tarif etti.
Adalet, hak, özgürlük… Sahne, bu kavramların konuşulduğu bir yer.
Ve belki de bu yüzden hâlâ vazgeçilmez.
Belleğe yazılan isimler Salonda yalnızca akademisyenler değil, tiyatro dünyasının farklı kuşaklarından isimler de vardı: Göksel Kortay, Suna Keskin, Nedim Saban, Zeliha Berksoy, Meral Çetinkaya, Şerif Erol, Ömür Bozkurt, Tilbe Saran ve Demet Taner… Bu isimler, aslında tek tek birer tanıklıktı.
Bir dönemin, bir üretim biçiminin, bir kültürel iklimin tanıklığı.
Bir hayatın sakin zirvesi “Emeritus” kelimesi bazı hayatlar için yalnızca başka bir başlangıçtır.
Dikmen Gürün’ün hikâyesi de böyle okunmalı.
Çünkü onun bıraktığı şey, tamamlanmış bir kariyer değil; devam eden bir etki.
Tiyatro sahnede biter belki.
Ama hafızada yaşamaya devam eder.
Ve bazı isimler, o hafızanın en güçlü taşıyıcıları olur.
Geçmiş işe karışınca: Heritage İstanbul’un canlı sahnesiYaşam Keyfi