Haber Detayı

Bir yüzyılın sanatla tutulan belleği
Yaşam keyfi ekonomim.com
12/04/2026 14:05 (5 gün önce)

Bir yüzyılın sanatla tutulan belleği

Koç Topluluğu’nun yüz yıllık yolculuğu, Yapı Kredi Kültür Sanat’ta açılan “Yüzyılın İzleri” sergisiyle yalnızca bir kurum tarihine değil, Türkiye’nin kültürle kurduğu uzun ve katmanlı ilişkiye dönüşüyor.

Bazı sergileri gezerken yalnızca duvarlara asılan, salonlara yerleştirilmiş eserlerden ibaret olmadığını fark eder; bir ülkenin değişen yüzünü, dönüşen estetik anlayışını, hatta kimi zaman unutmayı tercih ettiği hikâyelerini de hissedersiniz. “Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat” tam da böyle bir sergi.

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ın ev sahipliğinde kapılarını açan bu kapsamlı seçki, ilk bakışta bir kurumun yüz yıllık serüvenini anlatıyor gibi görünse de derinlere indikçe Türkiye’nin kültür-sanatla kurduğu ilişkinin izlerini sürmeye başlıyorsunuz.

Bu izler bazen bir arşiv belgesinde, bazen bir fotoğraf karesinde, bazen de bugünün diliyle üretilmiş çağdaş bir eserde karşınıza çıkıyor.

Hepsinin ortak noktası ise şu: Zamanın içinden geçerken geride bırakılan izlerin aslında birer tanıklık oluşu.

Bir kurumun ötesinde bir hikâye Koç Topluluğu’nun Cumhuriyet’in hemen ardından başlayan yolculuğu, bu sergide alışıldık bir “kurumsal tarih” anlatısının dışına taşınıyor.

Burada mesele yalnızca büyüme, üretim ya da ekonomik gelişim değil.

Daha çok, bir özel girişimin sanatla nasıl temas ettiği, o teması nasıl çoğalttığı ve zaman içinde nasıl bir kültürel ekosisteme dönüştürdüğü sorusu öne çıkıyor.

Serginin küratörlerinden Didem Yazıcı’nın yaklaşımı da bu noktada belirleyici: Farklı disiplinleri bir araya getiren, geçmişle bugünü aynı düzlemde buluşturan bir kurgu.

Yardımcı küratör Zehra Begüm Kışla ile birlikte kurulan bu yapı, izleyiciyi doğrusal bir zaman çizgisine hapsetmek yerine katmanlar arasında dolaşmaya davet ediyor.

Disiplinler arasında bir yolculuk Sergide mimarlık, tasarım, arkeoloji ve güncel sanat yan yana duruyor.

Bu yan yana geliş, tesadüfi bir çeşitlilik değil; aksine, Türkiye’de sanatın hiçbir zaman tek bir alanla sınırlı kalmadığını hatırlatan bir bütünlük.

Bir vitrinde geçmişin izlerini taşıyan bir obje ile birkaç adım ötede bugünün estetik arayışlarını temsil eden bir eser karşılaşabiliyor.

Bu karşılaşmalar, izleyiciye yalnızca “bakma” değil, düşünme alanı açıyor.

Sergi tasarımını üstlenen Yeşim Demir Pröhl’ün yaklaşımı da bu geçişleri görünür kılan, ama göze batmayan bir sadelik taşıyor.

Mekân, anlatının önüne geçmiyor; aksine onu derinleştiriyor.

Özel sektör ve sanat Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen’in işaret ettiği gibi, bir sanatçının desteklenmesi, bir eserin koleksiyona dahil edilmesi ya da bir kitabın okurla buluşturulması… Bunların her biri, tek başına küçük gibi görünen ama bir araya geldiğinde kültürel hafızayı şekillendiren adımlar. “Yüzyılın İzleri”, işte bu adımların toplamını gösteriyor.

Ve belki de en önemlisi, sanatın yalnızca üretimle değil, süreklilikle var olduğunu hatırlatıyor.

Geçmişten geleceğe 1920’lerden bugüne uzanan bu seçki, bir nostalji duygusuna yaslanmıyor.

Tam tersine, geçmişi bugünün sorularıyla yeniden okuma imkânı sunuyor.

Bugün sanatın nasıl üretildiği, nasıl desteklendiği ve nasıl paylaşıldığı üzerine düşünürken, bu sergi bir referans noktası haline geliyor.

Çünkü burada gördüğümüz şey yalnızca bir geçmiş değil; aynı zamanda bir birikimin geleceğe nasıl aktarılabileceğine dair güçlü bir öneri.

Sessiz bir davet Sergi, 29 Kasım tarihine kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor.

Ama mesele yalnızca erişilebilir olması değil.

Asıl mesele, şehrin ortasında, gündelik hayatın telaşı içinde size durup düşünme imkânı sunması.

Bazen bir sergiye gitmek, yalnızca sanat görmek değildir.

Kendi zamanınızla, kendi hafızanızla karşılaşmaktır. “Yüzyılın İzleri” de tam olarak bunu yapıyor.

Işığın, şöhretin ve arka sokakların fotoğrafı: Ara Güler’in Cannes’ıYaşam Keyfi  

İlgili Sitenin Haberleri