Haber Detayı
Gençlere yaşamayı sevdirelim!
Gençlere yaşamayı sevdirelim!
Önce Şanlıurfa’da vuruldu, dün Kahramanmaraş’ta öldürüldü çocuklarımız…Yüreğimiz ise ağır yaralıdır.Bu artık münferit bir silsile değildir.Bu bir tablo… ve o tablo epey karanlıktır.Gençler ölümü tanımadan ölümle karşılaşıyor.Hayatı öğrenmeden hayattan koparılıyor.Oysa ölümü en zor kabullenen gençlerdir.İnsanoğlu bilir ölümlü olduğunu… genç de bilir...Ama o yaşta kan hızlı akar, yürek itiraz eder, ruh isyan eder.“Bana olmaz” der. "Arkadaşıma da olmamalı" diye ekler... “Ben, biz yaşayacağız” diye haykırır içten içe...İşte bu yüzden genç, gerektiğinde vatanı için gözünü kırpmaz;ama aynı genç, yaşamdan koparılmaya da kolayca ikna olmaz...Doğaldır, normaldir, soyun devamı için su böyle akmıştır; akmalıdır da...Peki biz ne yapıyoruz?Gençlerin zihnini karartan, şiddeti sıradanlaştıran bir medya düzeni kurduk.Ekranlarda silah tutan kahramanlar, mafya özentisi karakterler…Hayatın anlamını değil, gücün kirli yüzünü "öğretiyoruz".Kaldırın mafya dizilerini!Rol gereği bile olsa gençlerin eline silah tutuşturulan sahneleri yasaklayın!Bireysel silahlanmayı sorgulayın, aydınları yargılayacağınıza...Sabah kuşağı adı altında toplumsal çürümeyi normalleştiren programları çöpe atın!Kadını da aileyi de insan onurunu da reyting uğruna harcamayın!Okul polisi sistemini getirin!Okul çevrelerini çetevari yapılardan arındırın!Gürültüyü, maddeyi, korkuyu temizleyin!Rehber öğretmenleri güçlendirin.Psiko dinamik değerlendirmeleri ciddiye alın.Okul-aile iş birliğini gerçek bir zemine oturtun.Müfredatı öyle ayarlayın ki hiçbir çocuk karanlıkta yollara düşmesin!Ve öğretmeni…Her koşulda baş tacı yapın.Çünkü mesele sadece güvenlik değildir.Mesele, gençliğin ruhudur.Bugün gençler;eşitsizliğin, umutsuzluğun ve değersizleştirmenin ortasında büyüyor.Eğitim pahalı…Sağlık paralı…Diplomalı işsiz sayısı artıyor…Çocuk yaşta çalışmak zorunda kalanlar çoğalıyor…Bu nasıl bir düzen?Bir yanda alın teriyle yaşam mücadelesi veren gençler,diğer yanda hiçbir yeteneği olmadan şöhret pompalanan figürler…Bir yanda akademik emek, diğer yanda intihal ile yükselen kariyerler…Bir yanda hakça atama bekleyen gençler,diğer yanda mülakatlarla elenen hayaller…Ve...Ve sosyal medyadan yayılan görünmez bir kirlilik:değer erozyonu, kimlik aşınması, amaçsızlık…Üstüne bir de;korku pompalayan söylemler…"cehennemle terbiye" etmeye çalışan zihniyetler…kadın-erkek ilişkisini suç gibi gösteren karanlık yaklaşımlar…Hayatı değil, korkuyu öğreten bir düzen…Tarikat sapkınlıkları…çocuk gelin utancı…tarlalarda ağır yük taşıyan analar…şiddetin sıradanlaştığı okul, aile, iş ortamları…Genç ne yapsın?Kahkaha suç…oyun, gereksiz!"kendisi olmak" kimliğini kurmak bile,, lüks gibi sunuluyor...İşte bu tablo, gençleri yaşamdan koparıyor.Adeta "ölümü" kutsayan bir iklim yaratıyor.Oysa gerçek bambaşka:Genç şarkı söylemeli.Genç spor yapmalı.Genç sanatla temas etmeli.Genç doğaya dokunmalı.Genç hayal kurmalı!Ama o hayalleri gerçekleştirebileceğine de inanmalı…O arada dinini temiz öz dilinden öğrenmeli.Hayatı başkalarına zarar vermeden, toplumu yormadan, ailesini mahcup etmeden.....Yaşamalı özgürce özgüven içinde...Ama en önemlisi kendi doğasına uygun şekilde dolu dolu yaşamalı.Çünkü bir gerçek var:Yaşamayı seven genç,ölümü değil hayatı büyütür.Ve yaşamdan korkmayan insan,ölümden de daha az korkar.Artık karar vermek zorundayız.Gençlere karanlığı mı öğreteceğiz,yoksa yaşamı mı sevdireceğiz?Bu ülkenin geleceği,gençlerin hayata nasıl baktığıyla şekillenecek.Ve biz…"onlara" bakmayı değil, yaşamayı öğretmek zorundayız...Dr.
R.Bülend Kırmacır.b.kirmaci@gmail.comhttps://x.com/bulendkirmacihttps://www.facebook.com/r.bulendkirmacihttps://rbulendkirmaci.wordpress.com/