Haber Detayı
Yarım Kalan En Güzel Türkü: Köy Enstitüleri
Yarım Kalan En Güzel Türkü: Köy Enstitüleri
Bu gün bir türküyü gelin beraber söyleyelim...Aklıma ilk gelen, sanırım sizin için de anlamlı olan: “Benim sadık yârim kara topraktır…”Bu yazıyı okurken, içinizde o türküyü susturmayın.Peki ya o türkünün bir kurumu, bir çatısı, bir yurdu olsaydı; adı ne olurdu?Köy Enstitüleri!Bu yazıyla, gelin bu bağlamda kısa ama derin bir ufuk turuna çıkalım…İskandinav ülkeleri, eğitim ile üretimi aynı potada eriten; bireyi toplumla bütünleştiren modelleri kararlılıkla uyguladılar.
Ekonomik ve sosyal kalkınmanın bütünselliği içinde refahı hakça dağıttılar.
Bugün ulaştıkları seviyenin ardında yalnızca sermaye değil, insanı merkeze alan bu anlayış vardır.Eski Doğu Bloku ülkeleri ise kapalı rejimlerden demokrasiye geçerken, sadece siyasal sistemlerini değil; toplumsal yapılarını da yeniden inşa etme arayışına girdiler.
Bu süreçte, yerel kalkınmayı önceleyen ve bireyi üretimin öznesi yapan modellere yöneldiler.Türkiye ise, dünyaya örnek olabilecek bir deneyimi kendi elleriyle yarım bıraktı.Köy Enstitüleri; yalnızca bir eğitim modeli değildi.Toprağın, emeğin ve bilginin aynı potada buluştuğu bir kalkınma projesiydi.Kırsal geriliği kader olmaktan çıkarıp, köyü üretim ve aydınlanma merkezine dönüştürme iradesiydi.Cumhuriyet Halk Partisi Bilim Yönetim Kurulu Kültür Platformu Koordinatörlüğüm sırasında, yirmi dört uzmanlık komisyonundan ilgili olanında bu modelin günümüze uyarlanmasını önermiştim.
Buna göre; Köy Enstitüleri ile Halkevlerini sentezleyecek “Birey-Toplum Bütünleşme Üniteleri”nin kurulması önerim kabul edilmiş ve parti uygulama standartlarına esas raporda yer bulmuştu.Bu tür yapılar; eşitlikçi bölgesel kalkınma, kadın-erkek eşitliği, okur-yazarlık, eğitim ve mesleki becerilerin erken kazanımı açısından yaşamsaldır.
Çünkü kalkınma; sadece büyüme rakamları değil, insanın üretkenliği ve toplumsal aidiyetidir.Köy Enstitüleri mezunlarının tarım ve kooperatif kurumlarını yönettiği bir Türkiye düşünelim…Toprak ağalığının minimize edildiği, üreticinin örgütlendiği, verimliliğin arttığı bir vatan…Tarım-sanayi entegrasyonunun sağlandığı, köyden kente göçün zorunluluk olmaktan çıktığı bir ülke…Böyle bir Türkiye, yalnızca kendi kendine yeten değil; aynı zamanda tarımda dünyaya yön veren bir ülke olurdu.17 Nisan…Sembolik anlamı büyük bir gün.Köy Enstitüleri… Ekin ekin gelenler, üzüm özüm ezilenler, ama yine de bu toprağa yar olan sevdalılar...O'nlar; toprağın, insanın ve toplumun uygarlaşma projesiydi.Aydınlanmanın ve kalkınmanın çoban ateşiydi.Eğer yaşatılabilseydik; bugün Türkiye, güvenli ve sağlıklı beslenen, tarımda dünyanın öncü ülkelerinden biri olabilirdi.
Nitekim yukarıda da ifade ettiğim gibi, günümüzün kimi refah devletleri, bu modele benzer yapıları hayata geçirirken; biz, dünyaya tanıttığımız bu büyük projeden vazgeçtik.Yine de…Yıl dönümü kutlu olsun. yüzyılda, 21 yerde çağdaş Köy Enstitüleri dileğiyle…Elbet bir gün!Dr.
R.
Bülend Kırmacı