Haber Detayı

‘İntikam almakla hiç uğraşamam’
Kelebek hurriyet.com.tr
18/04/2026 07:00 (2 gün önce)

‘İntikam almakla hiç uğraşamam’

13 yaşında şiirler, öyküler yazıyordu. Ardından tiyatro yaptı, bu sırada ekranla tanıştı. Şu aralar canlandırdığı karakterleyse izleyiciyi epey kızdırıyor. Aytek Şayan’la buluşup projelerini, hayatını, oyunculuk yolculuğunu ve sokakta aldığı tepkileri konuşuyoruz. Ona “Daha dün akşam ekranda izlerken sana küfrettim, şimdi karşımdasın” diyenler olduğunu anlatıyor.

Dizi çekimleri için sürekli Trabzon’da.

İstanbul’a geldiği bir boş gününü fırsat bilip buluşuyoruz.

O son dönemde izleyiciyi sinirlendirdiği kadar kendini sevdiren ‘kötü’lerden biri.

Sert bakışlarının altında muzip ve neşeli bir karakter yatıyor.◊ Son işinle çok popüler oldun.

Ama hakkında pek bilgiye ulaşamadım.

En baştan başlayalım: İzmirliymişsin.

Nasıl bir ailen vardı?

İzmir’de doğdum, büyüdüm.

Annem Düzceli, babam Balıkesirli, Çerkesiz.

Annem ev hanımı, babam da Ege Üniversitesi’nden emekli eski öğretim üyesi, akademisyen.

İki kardeşiz ama kalabalık bir ailenin içinde büyüdüm.

Yazlarımız Düzce’de, anneannemin bahçeli evinde geçerdi, altı kuzendik, meyve ağaçları altında top oynardık.

Bursa’da veterinerlik fakültesi kazandım ve oraya gittim.

Biraz da Bursalı oldum.

Sonra Ankara’da dokuz sene okudum.◊ Tek tek gidelim, veterinerliği bitirdin mi?

Dördüncü sınıfa başlarken bıraktım.◊ Yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmişken neden bıraktın?

Okul beş seneydi.

O bölümü seçmemde de sağ olsun babamın etkisi vardı.

Onun alanı ziraat, hayvan besleme.

Bana “Yurtdışına konferanslara gidip geliyorum.

İleride insanlar evlerinde çok kedi-köpek besleyecek, bu meslek çok popüler olacak” dedi.

Ben de o bölüme girdim ama okula başlayınca hemen bir tiyatro topluluğuna kaydoldum.◊ Oyunculuğun temelleri de orada mı atıldı?

Aslında öncesinde...

Edebiyat hocam çok tatlı bir kadındı, beni motive ederdi.

Odamda kendimce şiir, öykü yazmaya çalışıyordum. 13 yaşında Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ‘Yaban’ını okuyup, özenip 60 sayfa roman yazmaya çalışmıştım (gülüyor).

Üniversitede tiyatro topluluğunu bulunca çok sevdim.

Bilkent’te tiyatro okumaya başladım.

Sonra da İstanbul’da Haliç Üniversitesi’nde oyunculuk üzerine yüksek lisans yaptım.◊ Seni yeni yeni tanıyoruz.

Kendini nasıl özetlersin?

İş üzerinden anlatırım sanırım.

Aslında bu durum beni bazen üzüyor.

İş konusunda çok hayallerim var, oyunculuk yolunu çok ciddiye alıyorum ve o ciddiyet bazen beni yoruyor.

Tiyatroyla bir şeyler üreterek kalıcı olmaya çalışıyorum.

Gezdiğim şehirlerde biriktirdiğim arkadaşlarım var.

Kendimi biraz arkadaşlarımın üzerinden okurum.

Onlarla 20 yıldır görüşüyorum.

Arkadaşlarını çok seven biriyim.◊ Kendinde değiştirmek istediğin yanın ne?Biraz daha rahatlamak isterdim.

Kendimi izlerken çok yargılıyor, eleştiriyorum.

Orayı biraz rahat bırakmak iyi olurdu.◊ Hayatında “Bitti” dediğin ama sonra yeniden başladığın bir an var mı?İnan “Bitti artık” dediğim bir an yok.

Mücadeleyi çok seviyorum.

Kendimle alakalı da şöyle bir duam var: İnşallah her şey beni adım adım bulur, kolay bir şekilde bulmaz, ben de değerini bilirim.

Hakikaten de hayatım öyle geçiyor.‘Bu işteki en büyük haksızlık...’◊ 41 yaşındasın. 20 yıldır içinde bulunduğun oyunculuk sektöründe sence uğradığın en büyük haksızlık neydi?Kimse gençlerin ne yapmak istediğini merak etmiyor. “Sen ne düşünüyorsun”, “Ne yapmak istersin”, “Senin için böyle bir alan var” diyen birinin olmaması bu işteki en büyük haksızlık.

Olana uyumlanmaya çalıştığımız bir düzenin içindeyiz, o da çok zorluyor.◊ Oyunculuk dünyasında bir şey değiştirecek olsan neyi değiştirmek isterdin?En büyük sıkıntı şu: Kendimize hep başkalarının gözünden bakarak bir kariyer veya yol inşa etmeye çalışıyoruz.

O yüzden eğitim sistemini değiştirmek isterdim.◊ Oyunculuğun sence en zor kısmı ne?Herkes sosyal medyada en iyi anını paylaşıyor.

Dizide zaten en iyi anlarımız çekiliyor.

Ama bu öyle bir iş değil.

Bu işin en zor kısmı bir rol gelsin diye bekliyorsun, geliyor.

Sonra dizi tutsun diye dua ediyorsun, tutuyor. “Rolü daha geniş yazarlar inşallah” diyorsun, yazıyorlar.

Bu sefer “Karakteri öldürüp diziden çıkarmasalar” diyorsun.

Hangi rolde olursan ol bu olabiliyor.

Ve bu psikolojiyi idare etmek çok zor.

Ben kendi adıma buralarla ilgilenmemeyi becerebildiğim için kendimi takdir ediyorum.

Tabii bazen çok zorlanıyorum.

Bu psikolojiyi diri tutmak o kadar kolay bir şey değil.  ‘BEN OLMAMA İZİN VERMEDİĞİNİ HİSSETTİĞİM AN SENDEN SOĞURUM’ ◊ Son dönemde çok beğeniliyorsun.

Sence sen jön müsün?Bilmiyorum.

Onun tam olarak ne demek olduğunu söylersen...◊ Dizileri başrolde oynayan, yakışıklı, yalılarda falan oturan karakterleri canlandıranlar gibi...

Eğer öyle olsaydım herhalde şimdiye kadar olurdu.

Gerçekten bu düşündüğüm bir şey değil.

Bazen bana öyle diyen arkadaşlarım var ama beni motive etmek için söylediklerini düşünüyorum ve konuya gerçekten oradan bakmıyorum.

Aslında hiç unutmuyorum, şu an çok meşhur olan oyuncu bir arkadaşım eskiden bir yerde otururken benim yüzüme baktı ve “Sen hiçbir zaman jön oynayamayacaksın, biliyor musun” dedi. “Neden öyle bir şey dedin abi” dedim. “Bu işin bir matematiği var” falan dedi.

Sanırım birtakım kalıplar var.

Ama ben biri hikâye yazmaya başladığı zaman o kalıpları düşünerek yazdığını da düşünmüyorum, iş satmaya geldiği zaman sanırım herkes o kalıpları düşünmeye başlıyor.

Mesela şu an içinde bulunduğumuz işte de o kalıplara göre hiç kimsenin role seçildiğini düşünmüyorum.

O yüzden de kendimi şanslı hissediyorum.◊ Peki, hep kadınlar tarafından beğenilir miydin?Beğenilirdim.

Ama bunu fiziksel olarak düşünmezdim.

Hep bir esprim vardı, mahallemde hep ünlüydüm.

Ünlüydüm derken yaşam enerjim çok yüksekti, girdiğin ortamda parlamak gibi.

Sorduğun sorunun fiziksel olan yanından çok bende kuvvetli olan yanı, yaşamayı sevmem ve yaşarken de onu coşkulu bir şekilde yaşamam.◊ Hayatında biri var mı? Âşık mısın?

Var, evet ve güzel gidiyor.◊ Bir aşk tanımın var mı?Gece yattığında ve sabah kalktığında ilk aklına gelen şey eğer oysa âşıksındır.◊ Seni bir ilişkiden en hızlı soğutan şey nedir?Benim ben olmama izin vermediğini hissettiğim ilk an senden soğurum.‘Ben aşk için bu kadar ileriye gitmezdim’◊ Şu an hayatın nasıl bir dönemindesin?Bence en iyi dönemlerinden birindeyim. 40’ların başındayım ve eğer söylenenler doğruysa en güzel yaşlarımın başlamış olması lazım.

Galiba 40 olmanın en iyi durumu seninle alakalı değil.

Sen 40’ken 30’a, 20’ye daha fazla denk geliyor ve senin yaşadığının aynısını yaşayan insanları, reaksiyonlarını görüyorsun.

Tabii hepimiz tekiz ama çok birbirimize benzediğimizi de düşünüyorum bir noktada.

Onda gördüğünde, bir çözüm üretebiliyor olduğunda, kendinin büyüdüğünü de hissetmeye başlıyorsun.◊ Yeni projelerin neler?‘Taşacak Bu Deniz’ devam ediyor.

Bu sene kendi oynadığım bir tiyatro oyunu yok.

Ama kendi adıma tiyatroyla ilgili bir şeyler yapmaya çalışıyorum. ‘Kısalar’ diye bir ekip kurduk arkadaşlarımla ve geçen sene ‘Das Das’ın mekân sponsorluğunda ‘Kısalar Festivali’ni yaptık.

Sahne sanatları alanında üretilmiş, 20 dakikanın altında kalan tüm performanslarla ilgilenen bir festival. 160 oyun başvurdu. 62’sini sahneye çıkardık.

İmkânlarımızı zorlayıp oradan üç kadın hikâyesini seçtik, şimdi onlar ‘Kısalar’ adına ‘Das Das’ın mekân sponsorluğunda sahneye çıkıyorlar.◊ Dizide canlandırdığın karakter âşık olduğu kadını kendiyle evlenmeye zorlamış, çocuğunu ondan koparmış biri.

Sen aşk için bu kadar ileriye gider miydin?

Ben aşk için bu kadar ileriye gitmezdim.

Şerif karakteri de bunları aşk için yaptığını zannediyor ama ben o duygunun, o kavramın ne olduğunu bilmediğini düşünüyorum.◊ Karakterin sana ne ifade ediyor?

Son iki senedir iyi karakterleri canlandırdım ama ondan önce çokça kötü karakter oynadım, o yüzden tekrar kötü bir karakteri oynama konusunda gerçekten düşündüm.

Karaktere ‘Neden kötü’ diye baktım.

Ben onu hiçbir yerde haklı bulmuyorum.

Ama o kendini nerede haklı buluyor diye düşünmek zorunda olduğumu biliyorum.

Çünkü öbür türlü kötü bir karakter ekmeği bile sabah kahvaltısında bıçaklar ve karikatürize bir yere gider.

Buradaki karakter öyle değildi.

Böyle olmasının bana verilen bir sürü sosyolojik, psikolojik sebepleri vardı.

Bende onları kendimce bir şeyler araştırıp içine koymaya çalıştım.

Ama aslen ben işimizin kolektif bir çalışmanın başarısı olduğuna inanıyorum.

Yazarlarımız, yönetmenlerimiz ve oyuncu arkadaşlarımızla beraber birbirimize yardımcı olarak oluşturduk bu dünyayı ve bu tüm karakterleri daha gerçekçi kılıyor. ◊ Senin hayatında ‘Şerif’ karakteri gibi intikamın yeri var mıdır?İntikam almakla hiç uğraşamam, öyle bir şeyim yoktur.

Biri bana bir şey yaptıysa, unutmam, yakınlaşamam, affetmem zordur ama bir intikam almaya çalışmam.◊ Sokakta tepkiler nasıl? “Sana daha dün akşam ekranda izlerken küfrettim, şimdi karşımdasın” diyen oluyor.

Ama en ilginci, sürekli gittiğimiz bir yerde mutfaktan bir abla koşarak geldi ve “Sana bir kere sarılabilir miyim?

Kimse sana sarılmıyordur” dedi.

O benim için çok ilginçti.

Anne olup Şerif’e “Sana bir sarılayım” diyen çok insanla karşılaşmaya başladım, sanki sarılınca Şerif de bir daha kötü davranmayacakmış gibi bir yerden bakıyorlar.◊ Yıllardır oyunların, dizilerin var ama patlamayı bu sene 41 yaşında yaptın.

Sevdin mi tanınmayı?Kendi hayatımda çok rahat konuşan, hareket eden biriyim.

Şimdi ona daha dikkat etmek zorunda olmak beni biraz zorluyor.

Bir keresinde Trabzon Havalimanı’nda onun bir örneğini yaşadım.

Bir yerde hakkımız olan şeyle alakalı hem kendi adıma hem senin adına itiraz edebilir, konuşabilirim.

Bu kadar görünür olmazken bu problem değil.

Ama görünür olduğunda bunlar hep manipüle edilebilir.

O beni biraz rahatsız ediyor.

İlgili Sitenin Haberleri