Haber Detayı

Hikâyeyi hayata daha sadık kılmak istedim
Yazarlar hurriyet.com.tr
19/04/2026 07:58 (1 hafta önce)

Hikâyeyi hayata daha sadık kılmak istedim

İlk sezonuyla beğeni toplayan “Beef”, yeni sezonuyla döndü. Carey Mulligan, Charles Melton ve Oscar Isaac gibi başarılı isimlerin yer aldığı dizi, 16 Nisan’da dijital platformda izleyiciyle buluştu. İlk sezonunda öfkeyi katmanlı şekilde anlatan dizi, yeni bölümlerinde duygusal çatışmaları odağına alıyor. Ben de Los Angeles’taki prömiyere katıldım, dizinin yaratıcısı Lee Sung Jin ve oyuncu Charles Melton ile “Beef”in yeni sezonunu konuştum.

* Birinci sezon saldırgan bir öfke üzerine kuruluydu.

İkinci sezon ise yüzeyin altında yatan pasif agresif, açıkça dışa vurulmayan bir öfkeyi konu alıyor.

Bu yön değişikliği hakkında biraz bilgi verir misiniz?- Lee Sung Jin: Sanırım birinci sezonda, gerçek hayatta normalde yapma şansı bulamadığımız şeyleri keşfetmeye yönelik ufak bir çaba vardı.

Ancak ikinci sezonda, hikâyeyi hayata daha sadık kılmak istedim.Özellikle iş yerindeki kişisel sürtüşmelerimizi düşündüğümüzde; çoğu zaman pasif agresif niteliktedir.

Kovulmak istemezsiniz, aklınıza gelebilecek her türlü endişeniz vardır.

Bu yüzden, birbirimize laf soktuğumuz o incelikli yollara patronunuzdan gelen o ufak, üstü kapalı yorumlara özellikle odaklanmak istedim.Sanırım bu yaklaşım, yazma sürecini de biraz daha eğlenceli kıldı.

Çünkü birinci sezonu hazırlarken “açıkça dışa vurulan sürtüşme” atmosferinin içinde uzun süre kalmıştım.

Bu nedenle, yazar ekibiyle birlikte çalışırken bu yeni yaklaşım bizim için gerçek bir zevk kaynağı oldu.

Hikâyedeki sürtüşmelerin büyük bir kısmı, gerçek hayattaki sohbetlerimizden ve gözlemlerimizden doğdu.

Kendi hayatlarımızı bir nevi mercek altına alıp, “Acaba bu hafta beni gücendiren, içime dert ettiğim o ufak tefek olay neydi?” diye kafa yorduk.

Ardından da bu hisleri iki çift aracılığıyla dışa vurmaya çalıştık.GÜNEY KORELİ OLARAK BÜYÜK GURUR DUYUYORUM* Kariyerinizin büyük bölümü Amerika’da ve Amerikan projelerinde geçti.

Ama artık Güney Kore’den çıkan sanatçılar ve projeler tüm dünyada ses getiriyor.

Bu başarıyı nasıl açıklıyorsunuz? - Lee Sung Jin: Güney Koreli olarak büyük gurur duyuyorum.

Güney Kore’de doğdum, ilkokula orada gittim.

Küçücük bir yarımadanın kültürel anlamda bu kadar büyük bir etki yaratması gerçekten dikkat çekici.Ben de sık sık düşünüyorum, doğru cevabın ne olduğundan emin değilim.

Muhtemelen bunun arkasında birçok farklı etken var.

Kendi adıma konuşabilirim, bütün Güney Koreli sanatçılar adına değil.

Korece ‘Han’ diye bir kavram var.

İngilizcede tam bir karşılığı yok.

İçinde hüzün var, var oluşsal bir ağırlık var, aynı zamanda öfke ve intikam duygusu da taşıyor.

Hepsinin bir arada olduğu çok derin bir duygu hali.‘Han’ duygusu, Kore televizyonu ve sinemasının her zaman bir parçasıydı.

Ama bugün, benim gibi Koreli sanatçılar bunu daha özgür ve daha güçlü bir şekilde ifade etme imkânı buluyor.

Sanırım ‘Han’ duygusu dünya çapındaki izleyicilerde de karşılık buluyor.

Belki de eski sistemler artık işleyemez hâle geldi ve dünyanın birçok yerinde insanlar kendi hayatlarına benzer duyguyu hissetmeye başladılar.UZUN ZAMANDIR İŞLERİNİ HAYRANLIKLA TAKİP EDİYORDUM* Gerçekten olağanüstü ve çok güçlü bir ekip var.

Oscar Isaac, Carey Mulligan, Cailee Spaeny ve Charles Melton’la çalışmak nasıldı? - Lee Sung Jin: Bu tam anlamıyla bir showrunner’ın hayali.

Ben genelde karakterleri, kimin için yazdığımı bildiğim zaman daha iyi yazıyorum.

Boşluğa yazar gibi karakter kurmak benim için gerçekten zor.

Charles Melton, ulaşmak istediğim ilk isimlerden biriydi. “May December”daki performansını izledim ve gerçekten büyülendim.Gold House adlı organizasyon, Charles’ın o performansını kutlamak için bir akşam yemeği düzenliyordu.

Ben de Gold House’un başındaki Dean Chan’e e-posta attım ve “Beni bu yemekte Charles’ın yanına oturtabilir misin?

Çünkü ona ikinci sezonun tamamını anlatmak istiyorum” dedim.

Sağ olsun masada bazı düzenlemeler yaptı.Bütün akşam telefonumu elimden bırakmadım.

Charles için küçük bir PowerPoint sunumu hazırlamıştım.

Telefondan slaytları göstererek ona projeyi anlattım.

Gecenin sonunda kabul etti.Oscar, Carey ve Cailee’ye gelince...

Ben zaten uzun zamandır işlerini hayranlıkla takip ediyordum.

Birkaç tane 3 saatlik Zoom görüşmesi yaptık.

Birbirimizi tanıdıkça ve aramızda güven oluşunca, onlar da bu temaları keşfetme konusunda çok heyecanlandılar.HER MANŞET, SİSTEMİN GERÇEKTEN BOZUK OLDUĞUNU HATIRLATIYOR* Bugünlerde ‘sistemin baştan bozuk olduğu’ fikri sanki çağın ruhuna dönüşmüş gibi. “Beef”in ikinci sezonunda daha çok bir karamsarlık duygusu mu, yoksa bir değişim umudu mu var?

Yoksa ikisi birden mi?- Lee Sung Jin: Evet, ortada ciddi bir karamsarlık var.

Telefonumuza her baktığımızda yeni bir haberle karşılaşıyoruz ve sanki her manşet, sistemin gerçekten bozuk olduğunu yeniden hatırlatıyor.Biz bu sezonu yazar grevinin hemen ardından kaleme almaya başlamıştık.

O dönem bugün duyduğumuz şeylerin yarısı bile gündemde değildi.

Şimdi ise tablo giderek daha da kötüleşiyor.

O yüzden hepimizin mücadele ettiği ortak bir karanlık, ortak bir sıkışmışlık hissi var.

Ama ben işi sadece o noktada bırakmak istemedim.

Finaldeki o son görüntüyü izleyince daha iyi anlayacaksınız.Lee Sung Jin - Charles MeltonKoreli tarafımı daha çok sahiplenmeye başladım* Anneniz Koreli, babanız ise Amerikalı.

Kore dizilerinin, müziğinin ve güzellik sektörünün son yıllarda dünya çapında böylesine güçlü bir etki yaratmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? - Charles Melton: Kore kültürü ve Kore sanatında inanılmaz bir zenginlik var.

En sevdiğim yönetmenler ve filmler arasında Kore sinemasından isimler var; Park Chan-wook, Bong Joon-ho, Oldboy, “The Handmaiden”, “Mother”, “Memories of Murder”...

Liste uzayıp gidiyor.Ve Lee Sung-jin’le tanışmak...

Bence o, bu kültürü burada, Batı sinemasında köprüleyen isimlerden biri.

Onun sanatı yalnızca kimlik meselesiyle sınırlı değil; evrensel ve insani olan tüm o şeylere dokunuyor.

Bir sanatçı olarak olmak istediğiniz yer de tam olarak orası; bilinçaltının gölgelerini bilince taşımak ve onları yaşatmak...

Sadece belli bir kültürel fikri oynamak değil.

Anlatabiliyor muyum?* Kore’deki çekimlerinizden bahseder misiniz?

Kore kökeninizle yeniden bağlantı kurmak nasıldı?

Kendinizi Koreli-Amerikalı olarak mı tanımlıyorsunuz?- Charles Melton: Kendimi Koreli-Amerikalı olarak tanımlıyorum.

Benim için hep birlikte Kore’ye gitmek adeta bir eve dönüş duygusuydu.

Çocukluğumun 6 yılını Kore’de geçirdim ve açıkçası Koreli tarafımı artık daha çok sahiplenmeye başladım.Gerçekten çok özel bir deneyimdi.

Bir yandan da karakterim Austin’in bu ortamda kendi yolunu bulmaya çalıştığını görüyoruz.

Kendisi, daha önce hiç bu kadar çok Korelinin içinde bulunmadı.

Dizide Ashley de ona Koreli-Amerikalı yerine daha çok ‘Arizonalı’ gibi yaklaşıyor.

Ben Austin’in yaşadığı deneyimi elbette birebir yaşamadım.

Ama onun hem Koreli hem de Amerikalı tarafıyla kendi kimliğini anlamaya ve kabullenmeye çalışmasını izlemek çok etkileyiciydi.* Bu role nasıl hazırlandınız?

İlk yaklaşımınız nasıldı?- Charles Melton: Her şey Lee Sung Jin’le başladı.

Hazırlık sürecinde çok yoğun bir iş birliği vardı.

Abartısız söyleyebilirim, yüzlerce saat birlikte oturup kişisel hikâyelerimizi, yaşadığımız bazı deneyimleri paylaştık.

Sonny’nin (Lee Sung Jin) en özel tarafı da bu zaten.

Sadece kendi deneyimlerinden yola çıkmıyor; sizin anlattıklarınızı da alıyor, onları kendi dünyasıyla harmanlıyor ve sonunda “Beef” gibi çok katmanlı bir şeye dönüştürüyor.

İlgili Sitenin Haberleri