Haber Detayı

Dört elin sesi, iki kültürün lezzeti
Yaşam keyfi ekonomim.com
19/04/2026 12:00 (12 saat önce)

Dört elin sesi, iki kültürün lezzeti

Bazı sofralar vardır; üzerindeki her tabak bir hikâye anlatır, her malzeme bir coğrafyadan selam getirir. Izaka Terrace’ta Serhat Eliçora ve Josh Angus’un el ele verdiği o gece, farklı mutfak dillerinin uyumlu bir diyaloğuna tanıklık ettik.

Boğaz’ın o uçsuz bucaksız maviliğine karşı konumlanan Izaka Terrace, geçtiğimiz günlerde gastronomi dünyası için oldukça kıymetli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. “Four Hands Dinner” konseptiyle kurulan sofra, CVK Park Bosphorus’un içindeki Izaka Terrace’ın Executive Şefi Serhat Eliçora ile Londra’nın Michelin yıldızlı duraklarından Hide’ın Mutfak Direktörü Josh Angus’u aynı tezgâhın başında buluşturdu. “Four Hands Dinner” aslında mutfakta rekabetin değil, diyaloğun kurulduğu bir alan.

İki şefin aynı mutfakta buluşması, birinin diğerini bastırması değil; birbirini dinlemesi, anlaması ve ortak bir dil kurması demek.

O akşam Izaka Terrace’ta yaşadığımız da tam olarak buydu: İki farklı mutfak kültürünün, iki ayrı hafızanın ve iki ayrı tekniğin uyumlu karşılaşması.

İçeri girdiğinizde hissettiğiniz o dingin atmosfer, mutfaktaki hummalı ama disiplinli hazırlığın habercisi gibiydi.

İki şefin kendi kültürel miraslarını modern tekniklerle harmanladığı menü, sadece bir akşam yemeği değil, Londra’dan İstanbul’a uzanan rafine bir lezzet köprüsüydü.

İki coğrafyanın selamı Gece, her iki şefin ortak dokunuşunu taşıyan bir başlangıçla, “English & Turkish Fried Fish Sando” ile kapılarını açtı.

İngilizlerin meşhur balık sandviçi ile bizim sokak lezzetimiz balık-ekmeğin bu modern yorumu, gecenin ruhunu özetler gibiydi: Farklı ama bir o kadar da yakın.

Tanıdık olanla yeni olanın iç içe geçtiği bu ilk lokma, aslında bütün akşamın habercisiydi.

Ardından Serhat Şef’in tabağı geldi; Ege otları ve kalamarla doldurulmuş bebek enginar.

Altında yatan ballı hardallı bakla sosu, baharın tüm tazeliğini sofraya taşıyordu.

Bu tabakta Anadolu’nun o tanıdık sesi, hafif ama kendinden emin bir şekilde hissediliyordu.

Hemen arkasından Josh Angus, kadayıfa sarılarak kızartılmış, karides ve deniz tarağı ile hazırlanan “dumpling”i sundu.

Siyah biberli istiridye sosuyla derinlik kazanan bu tabak, malzemenin en saf halini tabağa nakış gibi işleyen bir ustalığın ürünüydü.

Londra mutfağının rafine disiplini kendini açıkça hissettiriyordu.

Ateşin ve sabrın uyumu Ana yemekler, şeflerin malzemeyle kurduğu bağı daha da belirginleştirdi.

Josh Angus, kömür ateşinde üç farklı şekilde pişirilmiş kuzu etini; kuzugöbeği mantarı, bezelye ve taze naneyle servis etti.

Kömürün isli kokusuyla bezelyenin bahar tatlılığı arasında kurulan denge, tabağı yalnızca güçlü değil, aynı zamanda zarif kılıyordu.

Bu, gecenin belki de en sessiz ama en derin anlarından biriydi.

Damakları ferahlatan mor fesleğen ve hibiskuslu sorbesinin ardından Serhat Şef, “Ribeye à la Turca” ile sahneye çıktı.

Mantı, kebap ve közde ızgara bifteğin bir arada sunulduğu bu tabak, Anadolu mutfağının genlerini modern bir şıklıkla buluşturuyordu.

Etin dokusu, eşlikçilerin uyumu ve tabağın bütünlüğü, Serhat Şef’in yerel malzemeye olan hakimiyetini bir kez daha ortaya koyuyordu.

Bu tabakta yalnızca teknik değil, güçlü bir mutfak hafızası da vardı.

Tatlı bir final Gecenin noktası, Josh Şef’in elinden çıkan, Gariguette çilekleri eşliğinde çırpılmış cheesecake ile koyuldu.

Kuzukulağının o kendine has ekşiliği ve yanık süt kıtırının nostaljik dokusu, klasik bir tatlıyı bambaşka bir boyuta taşıyordu.

Tanıdık olanın yeniden yorumlanması, gecenin bütününde olduğu gibi tatlıda da kendini gösterdi.

Izaka Terrace’taki bu özel buluşmada sadece iki şefin “imza yemeklerini” yemedik; mutfağın sınır tanımayan, birleştirici diline tanıklık ettik.

Belki de gecenin asıl değeri, iki şefin aynı mutfakta buluşmasından çok, iki mutfak kültürünün birbirine alan açmasındaydı.

Çünkü bugün gastronomi, yalnızca iyi yemek yapmak değil; farklı tatları aynı masada konuşturabilme becerisi.

Boğaz’a karşı kurulan bu sofra, bize bir şeyi daha hatırlattı: Lezzet, tek başına bir deneyim değil; paylaşıldıkça çoğalan, çoğaldıkça anlam kazanan bir dil.

O gece Izaka Terrace’ta kurulan masa, sadece bir akşam yemeği değil, zarafetin, dostluğun ve kültürler arası diyaloğun incelikli bir ifadesiydi.

İlgili Sitenin Haberleri