Haber Detayı
Mandaların izinde bir festival
İstanbul’un hızla unuttuğu şeylerden birisi suyun, çamurun, hayvanın ve insanın birlikte kurduğu o eski denge… Manda Festivali, tam da bu unutulan hayatın izini sürüyor; yalnızca bir etkinlik değil, kentin kıyısında kalmış bir yaşam biçiminin sesi.
İstanbul’un kuzeyine doğru çıktığınızda şehir yavaş yavaş çözülür.
Betonun yerini çamur, asfaltın yerini su alır.
Ağaçlı köyüne vardığınızda ise artık başka bir zamana geçersiniz. 16 Mayıs’ta burada gerçekleşecek olan Manda Festivali, tam da bu eşikte kuruluyor.
Bugün İstanbul’un sınırları içinde hâlâ varlığını sürdüren mandacılık, aslında sadece bir üretim biçimi değil; suyla, toprakla ve hayvanla kurulan kadim bir ilişkinin adı.
Ancak bu ilişki giderek daralıyor.
Artan yapılaşma, değişen arazi kullanımları ve büyük ölçekli projeler, bu kırılgan dengeyi tehdit ediyor.
Manda Festivali, bu yüzden yalnızca bir kutlama değil; bir hatırlatma.
Kentin hafızasında silinmeye yüz tutmuş bir yaşam biçimini görünür kılma çabası.
İnsanlar ve sulak alanların hikâyesi Festivalin merkezinde yalnızca mandalar yok.
Onlarla birlikte yaşayan insanlar, o hayatı sürdüren üreticiler ve sulak alanların kendisi de bu hikâyenin parçası.
Bugün yaklaşık 4 bin manda ve 40’ı aşkın üretici, İstanbul’un kuzeyindeki bu değişken meralarda varlığını sürdürmeye çalışıyor.
Ama mesele yalnızca sayı değil.
Asıl mesele, bu hayatın sürdürülebilirliği.
Otlatma pratiklerinin, hasar görmüş arazilerin yeniden canlanmasına katkı sunduğu artık bilimsel olarak da kabul ediliyor.
Yani mandalar yalnızca bir üretim unsuru değil; aynı zamanda bir ekolojik aktör.
Bu yüzden festival, hayvanları bir “kaynak” olarak değil, bir “özne” olarak ele alan bir yaklaşımın da altını çiziyor.
Festivalden fazlası Programın kendisi de bu yaklaşımı destekliyor.
Mera yürüyüşlerinden çocuk kortejlerine, üretici pazarından atölyelere uzanan geniş bir akış var.
Canlı müzik, tadımlar ve çocuklara yönelik etkinlikler ise bu deneyimi bir şenliğe dönüştürüyor.
Ama belki de en dikkat çekici olan, insan ve insan-dışı varlıkların birlikte anıldığı bir yarışma: Manda ve Mandacı Portre Yarışması.
Burada mesele estetikten çok temsil; kimlerin görünür olduğu ve kimlerin olmadığı.
Bir yoğurdun hikâyesi Festivalin bu yılki önemli başlıklarından biri de yeni bir girişimin lansmanı: Lopka.
Adını mandaların boynuna takılan çanlardan alan bu yoğurt markası, aslında bir ürün olmanın ötesinde bir fikir.
Yerel üreticilerle birlikte geliştirilen, sulak alan ekosistemini korumayı hedefleyen ve gastronomiyle ekolojiyi aynı masada buluşturan bir yaklaşımın sonucu. 10–17 Mayıs tarihleri arasında restoranlarla kurulacak iş birlikleriyle şehir geneline yayılacak olan bu hareket, manda sütünü yeniden gündelik hayatın parçası haline getirmeyi amaçlıyor.
Burada gastronomi, yalnızca lezzet değil; bir hafıza ve sorumluluk meselesi olarak karşımıza çıkıyor.
Kentin geleceği Manda Festivali’ne bakarken aslında daha büyük bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz: Bir şehir, kendisini besleyen bu kırılgan alanları kaybederek ne kadar yaşayabilir?
İstanbul’un kuzeyindeki sulak alanlar, yalnızca doğal güzellikler değil; aynı zamanda gıda kültürünün, üretim biçimlerinin ve birlikte yaşama pratiklerinin taşıyıcısı.
Bu festival, belki de en çok şunu hatırlatıyor: Şehir dediğimiz şey, yalnızca merkezden ibaret değil… Şehrin hızına karşı "anne yemekleri"Yaşam Keyfi ,