Haber Detayı
Okurun cebinden raflara uzanan sessiz daralma
Kitapçıda elinize aldığınız kitabın fiyatına bakıyor, yerine bırakıyorsunuz. Bir süre önce hiç düşünmeden alacağınız o kitap, bir tereddüde dönüşüyor. Türkiye Yayıncılar Birliği’nin 2025 Kitap Pazarı Raporu, o ânın ardındaki büyük hikâyeyi anlatıyor.
35 yılı KİTAP dergimizin yayın yönetmenliği ile geçen yarım asrı bulan meslek hayatımda yayıncılık dünyamızın pek çok krizine, kâğıt sıkıntısına ve dönüşümüne tanıklık ettim.
Ancak Türkiye Yayıncılar Birliği'nin yayımladığı 2025 Yılı Kitap Pazarı Raporu, sektörümüzün içinden geçtiği maliyet sarmalını ve bunun kültürel üretimimize yansımalarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Neredeyse tüm üretim girdileri ithal olan yayıncılığımız, döviz oranlarındaki artış ve katmanlı maliyetler altında ciddi bir hayatta kalma sınavı veriyor.
Dilerseniz rakamların anlattığı o çarpıcı hikâyeye daha yakından bakalım.
Makro tablo Sektörün finansal hacmine makro ölçekte baktığımızda, 2025 yıl sonu itibarıyla Türkiye kitap perakende pazarının 59 milyar 229 milyon TL (yaklaşık 1 milyar 487 milyon ABD doları) büyüklüğe ulaştığını görüyoruz.
Üretim zorluklarına rağmen bizi bir nebze teselli eden veri ise ISBN cephesinden geliyor. 2025 yılında ISBN alan materyal sayısı 100.545 olarak gerçekleşti.
Bu çeşitlilik artışı, Türkiye'yi dünyada yeni başlık yayımlama bakımından ilk sekiz ülke içinde tutmaya devam ediyor.
Bir başka deyişle; raflardaki çeşitlilik hâlâ canlı.
Ama o raflara uzanan elin tereddüdü artmış durumda.
Kişi başına 8,2 kitap Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu (YAYFED) verilerine göre sektörümüz, 2025 yılında 407 milyon 777 bin 284 adet bandrollü basılı kitap üretti.
Bu rakam, 2024 yılıyla kıyaslandığında 6 milyon 82 bin 979 adetlik (yüzde 1,5 oranında) bir düşüşe işaret ediyor.
Bandrol alınmayan ve Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından dağıtılan kitapları da tabloya eklediğimizde, toplam üretim yaklaşık 707 milyon bandında seyrediyor.
Ülkemizin yaklaşık 86 milyonluk nüfusuyla bu rakamı oranladığımızda, kişi başına ortalama 8,2 kitap düşüyor.
Bu sayı ilk bakışta yüksek gibi görünebilir.
Ancak mesele artık sadece “üretilen kitap sayısı” değil; o kitapların kimlerle, ne kadar buluşabildiği.
Perakende pazarına mali bir mercekle baktığımızda ise enflasyonun yarattığı illüzyonu net bir şekilde görebiliyoruz. 2025 yıl sonu itibarıyla kitap perakende pazarında yıllık yüzde 23,91 oranında bir büyüme görünse de; TÜİK'in açıkladığı yüzde 30,89'luk enflasyon oranını hesaba kattığımızda, sektörde aslında yüzde 6,98'lik reel bir daralma yaşandığını söylemek zorundayız.
Okurun alım gücünün düşmesi ve maliyetlerin etiketlere tam yansıtılamaması, bu daralmanın başlıca sebepleri arasında.
Bugün kitapçıda yaşanan o küçük duraksama, işte bu büyük daralmanın gündelik hayattaki karşılığı. “Tiraj” erozyonu Bir yazar ve kitap âşığı olarak beni en çok endişelendiren veriler, kurgu-edebiyat ve kültür yayınlarındaki kan kaybı oldu.
Araştırma ve inceleme eserlerini kapsayan “yetişkin kültür yayınları”, krizden en çok etkilenen alanların başında geliyor; bu segmentte üretim bir önceki yıla göre yüzde 8 oranında azaldı.
Ciro artışına enflasyondan arındırarak baktığımızda ise kültür yayınlarında tam yüzde 11,02’lik çok daha sert bir daralmadan söz ediyoruz.
Daha da acı olanı tirajlardaki erime.
Bir zamanlar ilk baskılarını en az 2 bin-3 bin adet civarında yapan yetişkin kurgu-edebiyat kitaplarının ilk baskı tiraj ortalaması bugün 1.152’ye kadar gerilemiş durumda.
Yetişkin kültür kitaplarında ise ilk baskı ortalaması 1.248’e inmiş bulunuyor.
Bu düşüş, yalnızca bir sayı meselesi değil.
Bu, bazı kitapların daha az görünmesi, bazı yazarların daha zor duyulması, bazı seslerin daha baştan kısılması demek.
Akademik yayıncılık can çekişiyor Gelişmiş ülkelerde yayın sektörünün yüzde 20’si ila yüzde 30’unu oluşturan akademik yayıncılık, ülkemizde tarihte ilk defa yüzde 1’in bile altına gerilemiş durumda.
Yasadışı fotokopi kültürü ve korsan dijital paylaşımlar yetmezmiş gibi, akademisyenlerin kitap tavsiye etmelerinin CİMER şikâyetleri gerekçe gösterilerek yasaklandığına dair duyumlar mevcut.
Önceki yıllarda ortalama 2 bin adet basılan akademik kitaplarda, bugün ilk baskı tirajları ortalama 542’ye, tüm baskılar genelinde ise 681’e düşmüş vaziyette.
Bu tablo, yalnızca yayıncılık sektörünü değil; bilginin dolaşımını, düşüncenin derinleşmesini ve akademik üretimin geleceğini doğrudan ilgilendiriyor.
Umudumuz çocuklarda Karanlık tablonun içindeki tek aydınlık nokta, çocuk kitaplarına gösterilen ilgi.
Sektörde en olumlu gelişme bu alanda yaşandı. 2025 yılında çocuk kitaplarında ilk kez basılan eserlerin ortalama tirajı 4.591 adet olurken, yeniden basımlarda bu sayı ortalama 6.194’e ulaştı.
Belki de bu yüzden, geleceğe dair en güçlü umudu hâlâ çocukların elindeki kitaplarda arıyoruz.
Yayıncılar sahadan itiliyor mu?
Sektörün en büyük yapısal sorunlarından biri de MEB’in konumu.
Sektördeki yüzde 18,61’lik payıyla en büyük yayıncı olmaya devam eden MEB, 2025-2026 eğitim öğretim yılında 227 milyon 614 bin 229 adet ders kitabını ücretsiz dağıttı.
Bu kitaplar için 11 milyar 19 milyon 562 bin TL’yi aşan bir bütçe kullanıldı.
Uygulamanın esası değerli olsa da dünya standartlarında içerik üreten bağımsız eğitim yayıncılarımızın süreçten ve bu devasa bütçeden neredeyse tamamen dışlanması sektörü yaralıyor.
Üstelik Bakanlığın, ilköğretim birinci sınıflar için okuma kitapları da hazırlatıp dağıtarak bu alanda doğrudan üretici haline gelmesi, rekabeti ve içerik çeşitliliğini derinden etkiliyor.
Dijital raflarda… Son olarak, okuma eyleminin pratiklerindeki değişime değinmek gerek.
Çevrimiçi basılı ve dijital kitap satışlarındaki artış hız kesmeden devam ediyor.
Toplam çevrimiçi satışların sektör büyüklüğüne oranı yüzde 42’ye ulaşmış durumda.
Kültür yayınlarındaki satışların ise yaklaşık yüzde 66,42’si e-ticaret platformları üzerinden gerçekleşiyor.
Artık kitapla kurduğumuz ilişki de değişiyor.
Raflar yerini ekranlara bırakırken, kitap seçme ânı da bir gezinti değil, çoğu zaman hızlı bir karar verme sürecine dönüşüyor.
Kitapla aramızdaki mesafe Bugün mesele yalnızca kaç kitabın basıldığı ya da satıldığı değil.
Asıl mesele, kitapla aramızda nasıl bir mesafe oluştuğu.
Bir zamanlar düşünmeden aldığımız kitapları şimdi tartarak seçiyoruz.
Raflarda duran kitaplar azalmasa da onlara uzanan el daha temkinli, daha mesafeli.
Ve belki de asıl soru burada başlıyor: Kitap hâlâ hayatımızın merkezinde mi, yoksa yavaş yavaş kenarına mı çekiliyor?
Çünkü yayıncılık yalnızca bir sektör değil.
Bir ülkenin kendini anlama biçimi.
Ve o biçim, her şeyden önce, bir kitabı elimize alıp almama kararımızda saklı… Hatırladıkça değişen bir yer: Loft Art’ta belleğin izindeYaşam Keyfi