Haber Detayı
Malatya'dan yükselen ses; tekstil bitmiyor, şekil değiştiriyor
Moda ve Hazır Giyim Federasyonu ve EKONOMİ Gazetesi iş birliğiyle düzenlenen “Tekstil ve Hazır Giyim Sektöründe Yeni Konumlanma Arayışı” başlıklı çalıştaylar zincirinin son durağı Malatya oldu.
Moda ve Hazır Giyim Federasyonu (MHGF) ile Ekonomi Gazetesi iş birliğinde başlatılan “Tekstil ve Hazır Giyim Sektöründe Yeni Konumlanma Arayışı” çalıştaylar zincirinin dördüncü bölgesel buluşması, Malatya Tekstilciler ve Konfeksiyon Derneği (MATEK) ile Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) ev sahipliğinde gerçekleştirildi.
Çalıştaya Moda ve Hazır Giyim Federasyonu (MHGF) Başkanı Hüseyin Öztürk, Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Malatya Tekstilciler ve Konfeksiyon Derneği (MATEK) Başkanı Mehmet Tüm, Tekstil Makine ve Aksesuar Sanayicileri Derneği (TEMSAD) Başkanı Adil Nalbant, Adıyaman Giyim Sanayicileri Derneği (AGSD) Başkanı Ragıp Aras, İzmir Nakış Sanayicileri Derneği (İNDER) Başkanı Muin Altın, İstanbul Gelinlik Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği (İSGEİD) Başkanı Turan Aksoy, Ege Ayakkabı Sanayicileri Derneği (EGEAYSAD) Başkan Yardımcısı Belgin Çiçeksever, Malatya İl KOSGEB Müdürü Murat Seki, Fırat Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mehmet Şirin Budancanamak ile MATEK üyeleri, tekstil ve hazır giyim sektörünün temsilcileri ve akademisyenler katıldı.
Türkiye’nin farklı bölgelerinde düzenlenen ve sektörün geleceğine yönelik yol haritası oluşturmayı hedefleyen çalıştay serisinin Malatya ayağı, özellikle deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinde olan şehir açısından ayrı bir önem taşıdı.
İki oturum halinde gerçekleştirilen çalıştayın ilk bölümünde katılımcılara, “Malatya’nın aşması gereken en önemli 5 temel sorun nedir?” sorusu yöneltilirken; ikinci bölümde bu sorunlara yönelik çözüm önerileri detaylı şekilde ele alındı.
Ortaya çıkan değerlendirmeler, tekstil ve hazır giyim sektörünün yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda yapısal, sosyal ve zihinsel bir dönüşüm ihtiyacı içinde olduğunu net biçimde ortaya koydu.
SORUNLAR TEKİL DEĞİL, BİRBİRİNİ BESLEYEN BİR YAPI Çalıştayın en dikkat çekici çıktılarından biri, sektörün karşı karşıya olduğu sorunların birbirinden bağımsız olmadığı gerçeği oldu.
Katılımcılar, maliyet, istihdam, lojistik, teşvik sistemi ve rekabet gibi başlıkların birbirini doğrudan etkileyen bir bütünün parçaları olduğunu vurguladı.
Bu nedenle çözüm önerilerinin de tek tek müdahalelerle sınırlı kalamayacağı, aksine çok boyutlu ve eş zamanlı bir dönüşüm gerektirdiği ifade edildi.
Yapılan değerlendirmelerde, Malatya özelinde ortaya çıkan sorunların aslında Türkiye genelindeki tekstil ve hazır giyim sektörünün yapısal sorunlarıyla büyük ölçüde örtüştüğü dikkat çekti.
MALİYET BASKISI SEKTÖRÜ SIKIŞTIRIYOR Çalıştayda en fazla üzerinde durulan konu, sektörün giderek ağırlaşan maliyet yükü oldu.
Katılımcıların büyük çoğunluğu, maliyet sorununun artık sektörün sürdürülebilirliğini tehdit eden bir boyuta ulaştığı konusunda hemfikir oldu.
Ancak maliyet konusunun yalnızca işçilik giderlerinden ibaret olmadığı özellikle vurgulandı.
Enerji fiyatlarındaki artış, ithal hammaddeye bağımlılık, finansmana erişimde yaşanan zorluklar, yüksek vergi ve SGK yükleri ile lojistik giderler, maliyet baskısının temel bileşenleri olarak öne çıktı.
Bu kapsamda dile getirilen çözüm önerileri oldukça geniş bir yelpazeye yayıldı.
İşveren üzerindeki vergi ve prim yüklerinin azaltılması, düşük faizli veya faizsiz kredi imkanlarının artırılması ve işletmelerin nakit akışını rahatlatacak finansal araçların geliştirilmesi ilk sıralarda yer aldı.
Bunun yanı sıra yerli hammadde üretiminin artırılması ve Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesi, ithalata bağımlılığın azaltılması açısından kritik görülüyor.
Enerji maliyetlerini düşürmek amacıyla güneş enerjisi gibi alternatif kaynaklara yapılacak yatırımların teşvik edilmesi de öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
Katılımcılar ayrıca kayıt dışı üretimin yarattığı haksız rekabetin ortadan kaldırılmasının maliyet dengesi açısından önemli olduğuna dikkat çekti.
Kur politikalarının da yerli üreticiyi koruyacak şekilde düzenlenmesi gerektiği ifade edildi.
Öte yandan çözümün yalnızca kamu destekleriyle sınırlı kalmaması gerektiği, sektörün kendi içinde de verimlilik artırıcı adımlar atmasının zorunlu olduğu vurgulandı.
Otomasyon yatırımları, yalın üretim teknikleri ve kaynakların daha etkin kullanımı bu kapsamda öne çıkan öneriler oldu.
İSTİHDAM KRİZİ: GENÇLER SEKTÖRDEN UZAKLAŞIYOR Çalıştayda maliyet kadar kritik görülen bir diğer başlık ise nitelikli iş gücü eksikliği oldu.
Katılımcılar, tekstil ve hazır giyim sektörünün giderek artan bir şekilde eleman bulmakta zorlandığını, özellikle gençlerin bu alana yönelmediğini ifade etti.
Ancak yapılan değerlendirmelerde sorunun sadece “eleman bulamamak” olmadığı; eğitim sistemi ile sektör ihtiyaçları arasındaki uyumsuzluğun temel problem olduğu vurgulandı.
Mesleki eğitimin yeniden yapılandırılması, teknik lise ve üniversitelerde uygulamalı eğitimin güçlendirilmesi ve öğrencilerin üretim süreçlerine daha erken aşamada dahil edilmesi gerektiği ifade edildi. “3+1 iş yeri eğitimi” gibi modellerin yaygınlaştırılması önerildi.
Ayrıca teknik lise mezunlarına yönelik branş tazminatı gibi teşviklerin hayata geçirilmesi, sektörde çalışmayı daha cazip hale getirebilecek adımlar arasında gösterildi.
Katılımcılar, mevcut işsizlik maaşı sisteminin kayıt dışı çalışmayı teşvik edebildiğine de dikkat çekerek, bu alanda düzenleme yapılması gerektiğini dile getirdi.
Daha ileri bir çözüm olarak ise, ihtiyaç duyulan alanlarda yurt dışından nitelikli iş gücü temin edilmesi de gündeme gelen öneriler arasında yer aldı.
LOJİSTİK DEZAVANTAJ REKABET GÜCÜNÜ DÜŞÜRÜYOR Malatya gibi üretim merkezleri açısından lojistik altyapının yetersizliği, rekabet gücünü doğrudan etkileyen önemli bir sorun olarak öne çıktı.
Katılımcılar, özellikle demiryolu taşımacılığının geliştirilmesi ve hızlı tren projelerinin hayata geçirilmesinin sektöre ciddi katkı sağlayacağını ifade etti.
Sanayi ile entegre lojistik ağlarının kurulması, maliyetlerin düşürülmesi açısından kritik görülüyor.
Bunun yanında kısa vadede uygulanabilecek çözümler de gündeme geldi.
Türk Hava Yolları ve PTT Kargo gibi kamuya ait taşıma hizmetlerinin tekstil sektörüne özel indirimli tarifeler uygulaması, sektörde maliyetleri doğrudan etkileyebilecek bir adım olarak değerlendirildi.
ÜRETİM ALANI SORUNU BÜYÜMENİN ÖNÜNDE ENGEL Çalıştayda dile getirilen bir diğer önemli başlık ise üretim için uygun alan ve altyapı eksikliği oldu.
Özellikle büyümek isteyen işletmelerin uygun maliyetli sanayi alanlarına erişimde zorlandığı ifade edildi.
Katılımcılar, TOKİ benzeri modellerle yalnızca üretim odaklı sanayicilere yönelik, altyapısı hazır ve uygun maliyetli sanayi siteleri kurulması gerektiğini vurguladı.
Bu alanların yalnızca fiziksel mekânlar olarak değil; tedarik zincirinin tüm bileşenlerini içinde barındıran entegre üretim ekosistemleri olarak tasarlanması gerektiği ifade edildi.
Böyle bir yaklaşımın hem maliyetleri düşüreceği hem de verimliliği artıracağı belirtiliyor.
TEŞVİK SİSTEMİ BEKLENTİLERİ KARŞILAMIYOR Mevcut teşvik sistemine yönelik eleştiriler, çalıştayın önemli başlıklarından birini oluşturdu.
Katılımcılar, teşviklerin sektörün gerçek ihtiyaçlarıyla tam olarak örtüşmediğini ve bazı uygulamaların işletmeleri zorladığını ifade etti.
Özellikle yeni makine alımını zorunlu kılan teşvik modelinin, mevcut makinelerini verimli şekilde kullanmak isteyen işletmeler açısından sınırlayıcı olduğu dile getirildi.
Bu nedenle daha esnek, erişilebilir ve işletme ihtiyaçlarına göre şekillenen bir teşvik sistemine geçilmesi gerektiği yönünde güçlü bir görüş birliği oluştu.
Ayrıca teşviklerin yalnızca yatırım aşamasına değil, işletme sürecine de yayılması gerektiği vurgulandı.
Vergi muafiyetleri ve SGK indirimleri gibi uygulamaların genişletilmesi önerildi.
YIKICI REKABET YERİNE YENİ ÜRETİM MODELİ Sektör içi rekabet konusu, çalıştayda “yıkıcı rekabet” kavramı üzerinden ele alındı.
Katılımcılar, fiyat odaklı ve kısa vadeli rekabet anlayışının sektöre zarar verdiğini ifade etti.
Bunun yerine katma değerli, tasarım odaklı ve teknoloji destekli üretime geçilmesi gerektiği vurgulandı.
Teknik tekstil, Ar-Ge ve inovasyon odaklı üretim modelleri, sektörün geleceği açısından kritik görülüyor.
Fason üretimden uzaklaşarak markalaşmaya yönelmenin gerekliliği de sıkça dile getirildi.
ZİHNİYET DÖNÜŞÜMÜ VE DEVLETİN ROLÜ Çalıştayın en stratejik başlıklarından biri ise “zihniyet dönüşümü” oldu.
Katılımcılar, devletin sektörde yalnızca düzenleyici değil, aynı zamanda yön gösterici ve rehberlik eden bir rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti.
Bu kapsamda sektöre özel bir kurumsal yapı ya da “Tekstil Bakanlığı” kurulması önerisi dikkat çekti.
Bunun yanı sıra Malatya’nın imajının güçlendirilmesi, şehrin üretim kimliğinin yeniden inşa edilmesi ve yerel markaların desteklenmesi gerektiği vurgulandı.
Büyük markaların üretimlerinin bir kısmını Malatya’ya kaydırmasının da şehre önemli katkı sağlayacağı ifade edildi.
DİJİTALLEŞME VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VURGUSU Çalıştayda öne çıkan bir diğer önemli tema ise dijitalleşme ve sürdürülebilirlik oldu.
Katılımcılar, geleneksel üretim anlayışının artık yeterli olmadığını ve teknolojiyi merkeze alan yeni bir üretim modeline geçilmesi gerektiğini belirtti.
Otomasyon yatırımları, veri odaklı üretim süreçleri ve çevre dostu uygulamalar, sektörün hem rekabet gücünü artıracak hem de itibarını güçlendirecek unsurlar olarak değerlendirildi.
Bu dönüşümün aynı zamanda gençlerin sektöre ilgisini artırabilecek önemli bir fırsat sunduğu ifade edildi.
Deprem sonrası yeniden yapılanma ve gelecek vizyonu Çalıştayın genel değerlendirmesinde, Malatya tekstil sektörünün deprem sonrası yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ekonomik ve yapısal bir yeniden yapılanma sürecinde olduğu vurgulandı.
Katılımcılar, mevcut sorunların aşılabilmesi için kısa vadeli desteklerin yanı sıra orta ve uzun vadeli yapısal reformların eş zamanlı olarak hayata geçirilmesi gerektiği konusunda görüş birliğine vardı.
Malatya özelinde dile getirilen öneriler, Türkiye genelinde tekstil ve hazır giyim sektörünün yeniden konumlanmasına yönelik önemli ipuçları sunarken; çözümün ancak bütüncül, koordineli ve kararlı adımlarla mümkün olabileceği bir kez daha ortaya kondu.
Genel olarak değerlendirildiğinde, çalıştayın ikinci bölümünde ortaya konan çözüm önerileri, tekstil ve hazır giyim sektörünün mevcut sorunlarının farkında olan, ancak aynı zamanda geleceğe dair güçlü bir vizyon geliştirme arayışında olan bir sektör profili çizmektedir.
Kısa vadeli desteklerle birlikte orta ve uzun vadeli yapısal reformların eş zamanlı olarak hayata geçirilmesi gerektiği yönünde güçlü bir ortak akıl oluştu.*** Malatya tekstil sektörü, deprem sonrası fiziksel yıkımın ötesinde küresel maliyet baskıları ve insan kaynağı krizi ile karşı karşıyadır.
Çözümün sadece finansal destek değil, mesleki eğitimin iş dünyasıyla tam entegrasyonu, lojistik altyapının güçlendirilmesi ve teşvik sisteminin ithalatı değil verimliliği destekleyecek şekilde yeniden kurgulanması ile mümkün olduğu yönünde bir fotoğraf ortaya çıktı "Markalı pazarlama, bölgesel üretim metodları öne çıkmalı" Malatya Tekstilciler ve Konfeksiyon Derneği (MATEK) ile Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) ev sahipliğinde gerçekleştirilen “Tekstil ve Hazır Giyim Sektöründe Yeni Konumlanma Arayışı” çalıştaylar zincirinin dördüncü olan Malatya ayağı, deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinde olan şehirler açısından da ayrı bir önem taşıdı.
Ortaya çıkan değerlendirmeler, tekstil ve hazır giyim sektörünün yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda yapısal, sosyal ve zihinsel bir dönüşüm ihtiyacı içinde olduğunu net biçimde ortaya koydu.
MHGF Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Öztürk: Sektör, yüksek kuru sever, enflasyonu, yüksek faizi sevmez ● Türkiye’nin alanında en büyük sivil toplum örgütü olan MHGF, ülke genelinde birçok şehre gitmiş, farkındalık yaratan etkinlikler gerçekleştirmiştir.
Sektörün analizi konusunda da uzun yıllara dayalı, birçok coğrafyayı dikkate alan birkaç başlığımız var.
Bu sektör tüm ihracatın olduğu sektörde olduğu gibi küresel ve aynı zamanda emek yoğun bir sektördür.
Emeğin olduğu yere gider, işçilik maliyetlerini, insanların standartlarını yükseltir, tüketici hale getirir ve sonra emeğin ucuz olduğu başka bir coğrafyaya gider.
Bu süreç standart ürünlerde 30 yıldır.
Ve bu sektörün sevdiği ve sevmediği üç başlık var: Yüksek kuru sever, enflasyonu, yüksek faizi sevmez.
Ben buna kısaca döviz, enflasyon, faizin başlıklarını kısaltıp DEF diyorum.
Sektörün istediği bu üç temel şey bugün Türkiye koşullarında mevcut değil.
Sektörün gittiği ülkelerde standart ürünlerde işçilik maliyetleri ise 80 dolar ile 200 dolar arasında.
Ülkemizde bugün büyük şehirlerde yemek, servis, kıdem tazminatı gibi kalemleri eklediğimizde giydirilmiş rakam 2 bin 500 ila 3 bin dolar arasında.
Dolayısıyla ülkenin temel koşulları sanayi üretimine uygun değil.
Bunun ilk sıkıntısını yaşayan sektör tekstil ve hazır giyim oldu.
Ama bugün bütün sanayicilerimiz bizimle aynı durumda.
Marka ve markalaşma konusunda da bir yanılgımız var.
Markanın koşulları, ülke ile ürünle bağlantısı, sermaye birikimi, markanın yolculuğu ve disiplini konusunda bir şeyler paylaşmak istiyorum.
Marka toptancıya mal satmak, üreticinin kendi ürettiğini pazarlaması, bir başkasının mağazasında satış yapması değil.
Küresel markalara baktığımız zaman hiçbiri üretici değildir ama dışarıda ürettirip kendi mağazasında satış yapar.
Mısır ise büyük metrekareli fabrikalar anlamında ciddi bürokrasisine rağmen hızla yapılanan bir ülke durumunda.
Mısır’da standart ürünlerde giydirilmiş işçi maliyeti Kahire’de 170 dolar, kırsalda daha düşük.
Ama Mısır’dan daha öte Vietnam, Kamboçya gibi ülkeler var.
Türkiye eğer bu sektörde kalacaksa mutlaka ölçeği küçültmelidir.
Standart ürünlerde bu ülkelerle baş etmek imkansızdır.
Türkiye bir şeyi yanlış yaptı ve yapmaya devam ediyor.
Girişkenlikle, girişimciliği karıştırıyor.
Herkes birbirine bakıp, aynı işi tekrar ediyor bu da vasatlığı artırıyor, gelir düzeyini düşürüyor, yoksulluğu yükseltiyor.
Karbon ayak izini Türkiye’ye getiren hazır giyim sektörüdür.
Çok ciddi anlamda “audit”li şirketlerimiz var.
Ama iktisatta bir kural vardır.
Borcunuz varsa, gelirleri artırıp, giderlerinizi azaltacaksınız.
Bizde ise gelir aynı ama giderlerimiz yükseliyor ve biz mutlak yapamayacaklarımızı artırmış oluyoruz.
Malatya’ya ilk kez geldim.
Eylül ayında burada sektörle buluşma ve bir kültür turu da içeren bir program yapacağız.
Sektörün hacimsel olarak çok önemli bir lokasyonudur Malatya.
Ama kendi içine kapanmış ve kimseyle tanışmamış.
Biz tanışmaya geldik.
Bir de “Ara eleman” sözünün kullanılmamasını rica ediyorum.
Kişiyi itibarsızlaştıran bir deyimdir.
Sizler teknik adam yetiştiriyorsunuz.
Sektörün kendi içinde oryantasyonunu çok iyi yapması lazım.
Oluşturduğumuz ekosistemin içinde olmazsa olmazımız insandır, iletişimdir, özsaygımızdır.
Güvenlikten, genel müdüre kadar kimseyi ötekileştirmeden ekip ruhunu işletmelerde tesis etmek zorundayız.
Hükümet her yıl beş sektörü stratejik sektör olarak yayınlar.
Son altı yıldır tekstil ve hazır giyim sektörü bu beş sektör arasında yer almamaktadır.
Duygusallığı bırakarak gerçeklikle yüzleşmemiz ve buna göre yön çizmemiz lazım.
Akılcı ve mantıklı bakmak çok önemli.
Malatya sadece kayısısı ile değil, iş insanları, sektördeki hacmiyle de meşhurdur, önemlidir.
Ama bir şeyi unutmamamız gerekiyor.
Kardeşlik iletişimle olur.
Sivil toplum örgütü bir lobi çalışmasıdır.
Yerelde ve genelde kamunun yaptığı her işte yanında olur, alkışlar.
Ama eksiği varsa tamamlar, yanlışı varsa karşısında olur.
İyi bir şey yapılacaksa kendisi yapar ve farkındalık yaratır.
Biz de MHGF olarak Türkiye’nin en önemli gazetesi Ekonomi ile yapmış olduğumuz bu çalışmada şehir şehir dolaşıp katkı sağlamaya çalışıyoruz. 34 üye derneğimiz var bunların bazıları alt sektörlerde ihtisaslaşmış dernekler, bazıları ise bölgesel dernekler.
MATEK, yeni üyemiz olmasına karşın, bir buçuk yıldır bütün etkinliklerimize katılıyor ve sanki 20 yıllık bir dernek gibi bir bilgi birikimi oluşturdu.
Kaynaşma ve aidiyet duygusu hızlı oldu.
Biz de Mehmet Başkan’ı, MATEK’i sanki Federasyonun ilk kuruluşunda bu yana üyeymiş gibi kucakladık.
Çünkü bireysellikten ziyade sivil toplum örgütleri toplumsal faydaya özen gösterir, biz kültürüne katkı sağlar.
Kısa hayatı anlamlı kılacak şey, birinin hayatına dokunmaktır.
Malatya TSO Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu: Dijitalleşme, otomasyon ve sürdürülebilir üretim iş kültürünü güçlendirecek Odamızda düzenlenen tekstil çalıştayı, sektör temsilcilerini bir araya getirerek maliyet, nitelikli iş gücü, lojistik ve teşvik mekanizmaları gibi temel konularda verimli bir tartışma platformu sağladı.
Bu anlamda mutluyuz.
Gün boyu devam eden tartışmalara baktığımızda çalıştay, sektörün mevcut sorunlarını net bir şekilde ortaya koymakla kalmadı; aynı zamanda çözüm önerileri ve stratejik adımlar konusunda ortak bir akıl oluşmasını sağladı.
Malatya tekstil sektörü, bu tür iş birlikleriyle güçlenerek hem üretim kapasitesini hem de rekabet gücünü artıracaktır.
Sektörde dijitalleşme, otomasyon ve sürdürülebilir üretim alanlarında atılacak adımlar, Malatya’nın üretim kültürünü güçlendirecek ve şehrin ekonomik kalkınmasına doğrudan katkı sağlayacaktır.
Tekstil Makine ve Aksesuar Sanayicileri Derneği (TEMSAD) Başkanı Adil Nalbant: Bu sektör hem ölene, hem doğana, o yüzden hiç bitmeyecek Anadolu’nun insanı zorlukla mücadele eden, zoru seven insanlardır.
Bizim en büyük şansımız Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetimizin kurulmasıdır.
O zaman Sümerbank’ları kurduk.
Dayılarım, amcalarım 1938’de Malatya’da kurulan Sümerbank’ta yetişmiş. 1938’de Ruslar Yeşilyurt’a ilk hidroelektrik santrali kurduklarında elektrik de gelmiş.
Türkiye’nin ikinci elektrik alan ilçesi olmuş.
Sümerbank, Malatya’nın ilk zanaatkar çocuklarını işe almış ve onlar akıncılar gibi Türkiye’nin her tarafına yayılmış, tekstilin günümüzde bu seviyeye ulaşmasına katkı sağlamış.
Benim annem de dokumacıydı.
Rahmetli anneannemin de bir sözü vardı.
Bu meslek iki dünya “sitiridir” yani giyimidir derdi.
Hem ölene hem doğana lazım derdi.
O yüzden bu sektör bitmeyecek.
Sekiz yaşında İstanbul’a gittik ve babam tezgahlarını götürdü ve tekstile devam ettik.
Şu an tekstil makine parçaları üreten bir aile şirketimiz var.
Malatya’da tekstilin kökleri ve bu sektörde en az 100 yıllık bir geçmişi var.
Bunu Sümerbank’lara borçluyuz ve bu sektörden vazgeçemeyiz.
Savunma Havacılık ve Uzay (SAHA) İstanbul diye bir küme kurduk. 2015 yılında savunma sanayinin tedarikçileri için bir yapı kurulması istendi.
İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) 28 firmayla SAHA İstanbul’u kurduk.
Kurulduğu dönemde savunma sanayinin oranı yüzde 15’di ve 150 civarında, hepsi ithalatçılardan oluşan firmalardı.
Ama şu anda 3 bin tane savunma sanayine mal üreten firma, SAHA İstanbul’un bin 500 üyesi var ve bu alanda ihracatımız geçen sene 13,5 milyar Dolar’a ulaşarak yüzde 48 arttı.
İHA ve SİHA’ların bileşenlerinin yüzde 80’inini üretiyoruz.
Beş yıl Hasan Büyükdede Bakanımız ile çalıştıktan sonra şimdi de Haluk Bayraktar Başkan’a devrettik.
Tekstil nasıl iki dünya giyimi ise, bitmeyecekse şu anda tekstilin yanına koyulabilecek hiçbir materyal yok.
Tekstilin yapısı, özgül ağırlığı ve birtakım özellikleri gereği onun yerine bir şey konulamaz.
Beşinci nesil uçakların gövdeleri tamamen tekstil elyafından, karbon elyafından ve içindeki malzemelerin yüzde 55’i tekstil.
Uzaya giden roketlerin gövdeleri yine karbon fiber tekstil.
Kurşun geçirmez yelekler de tekstilden yapılıyor.
Savunma tekstilleri farklı.
Aselsan Malatya’ya bir yerleşke açmış, bunun değerini bilmek gerekiyor.
Savunma sanayine tekstil üretebiliriz, bu alanı seçin.
Askerlerin giydiği kamuflajlar, İHA’larda kullanılan kumaşlar çok önemli.
Türkiye’de üretilen boya apre makinelerini hale Çin’den, Kore’den, İtalya’dan getiriyorsak bunu sorgulamak gerek.
Teşviklerimizi de buna göre kullanmak lazım.
Türkiye’de tekstilin mevcut durumundan ötürü makine parkurumuz üçte bir, dörtte bir fiyata rakiplerimiz Bangladeş, Pakistan, Endonezya, Hindistan, Mısır, Özbekistan ve Türkmenistan’a gitti.
Üç liraya aldığımız makineyi rakiplerimize bir liraya veriyoruz, zaten enerji, işçilik ucuz.
Makineyi ucuza almış oluyorlar.
Bu bizim 30 yıl önce yaptığımız şey.
Avrupa’dan ikinci el makineler gelmişti.
O yüzden bizim makine sanayimiz dokuma, iplik ve konfeksiyon bölümünde sınıfta kaldı, üretemiyoruz ve yurt dışına bağımlıyız.
Avrupa size leasingle, vadeyle makine satıyor.
Tam, “Borcum bitti, kazanacağım” dediğinizde tekrar yeni makine almanız gerekiyor.
Şimdi Pandemi gibi yeni bir dönem olsa, gümrükler kapansa yine Avrupa’dan makine alacağız.
Bir yapboza dönüyor bu iş.
O yüzde tekstil bu ülkede ölmeyecek ve tekstile sahip çıkmamız lazım.
Malatya Tekstilciler ve Konfeksiyon Derneği (MATEK) Başkanı Mehmet Tüm: Tasarım odaklı, katma değeri yüksek ürünlere yönelmek gerekiyor Malatya’da mevcut teşvik mekanizmalarının sağladığı avantajlar sayesinde tekstil ve hazır giyim sektörünün önümüzdeki en az 7-8 yıl boyunca varlığını sürdüreceğini düşünüyorum.
Ancak bu sürecin, geçmişte olduğu gibi büyük ölçekli ve yüksek hacimli üretim anlayışıyla değil; daha esnek, daha niş ve daha butik bir üretim modeliyle devam etmesi gerektiği kanaatindeyim.
Çünkü standart, düşük katma değerli ürünlerde küresel rekabet artık oldukça zorlaştı.
Özellikle maliyet avantajına sahip ülkeler karşısında bu alanda rekabet etmek sürdürülebilir görünmüyor.
Bu nedenle sektörün yönünü; tasarım odaklı, markalaşmaya açık, farklı ve katma değeri yüksek ürünlere çevirmesi büyük önem taşıyor.
Daha küçük ölçekli ama daha nitelikli üretim anlayışıyla hareket etmek, hem kârlılığı artıracak hem de sektörün uzun vadede ayakta kalmasını sağlayacaktır.
Tekstil ve hazır giyimin Türkiye’de tamamen ortadan kalkacağı yönündeki görüşlere katılmıyorum.
Aksine, bu sektörün dönüşerek varlığını sürdüreceğine inanıyorum.
Nitekim bugün İtalya, İspanya ve Fransa gibi ülkelerde de sektör tamamen yok olmamış; aksine katma değeri yüksek, marka gücü olan ve tasarım odaklı bir yapıya evrilmiştir.
Türkiye’nin de benzer bir dönüşümü başarıyla gerçekleştirebilecek potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum.
Özetle, mesele sektörün devam edip etmeyeceği değil; nasıl bir dönüşümle yoluna devam edeceğidir.
Doğru stratejiyle, küçülerek ama değer üreterek büyüyen bir yapı kurmak mümkündür.
Bu dönüşümü gerçekleştirebildiğimiz ölçüde, tekstil ve hazır giyim sektörü Türkiye ekonomisinin önemli yapı taşlarından biri olmaya devam edecektir.
V Global Tekstil Grup Yönetim Kurulu Başkanı Abdülvahap Tanrıverdi: Koleksiyon yaparak da üretici ülke marka olabilir 2008 yılında aldığımız karar doğrultusunda Paris ve Londra’da iki ofisimiz var buralarda kendi koleksiyonlarımızı üretiyoruz ve katma değerli ürün satıyoruz.
Koleksiyon yaparak da üretici ülke marka olabilir.
İşler düşmesine rağmen bizim işimiz düşmedi, işler azaldı ama zarar etmedik.
Gelinen noktada şahsi fikrim; Portekiz 30 yıl sonra tekrar üretim yapmaya başladı.
Zara üreticiyi kendi ülkesine getirdi ve 30-35 yıl sonra İspanya’da ürettirdiği ürün yüzde 20’ye çıktı.
Malatya için konuşursak işçi sen ona mecbursun, esirisin, onu çalıştırmak zorundaymışsın gibi çalışıyor.
Garip bir şekilde sigara içme oranı yüzde 90.
Şu anda ilimizde çalışanların verimliliği istisnalar hariç yüzde 50’ler düzeyinde.
Oysa tekstilde şu an yüzde 70-75 verimliliğin altında çalışan firmalar hiçbir şekilde para kazanamaz.
İşi alma pahasına fiyat kırarak yapılan rekabet de aynı şekilde en büyük sorun.
Konya son zamanlarda iş ve işçi elbiselerinde birinci sıraya yerleşti.
Sebebi ise birlikte hareket etmeleri ve liyakatli, kaliteli personelle ucuza üretebilmeleri, birbirinin personeline göz dikmemeleri.
Vahap Munyar: Bu yıl ayakta kalan, sonra mutlu olacak EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar, konuşmasında küresel ve ulusal ekonomik gelişmelerin sektör üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Artan petrol fiyatlarının enflasyon ve cari açık üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Munyar, ekonomik belirsizliklerin süresinin uzamasının tüm sektörleri zorladığını ifade etti. “Başlangıçta tekstil ve hazır giyim sektöründe görülen sıkıntılar artık diğer sektörlere de yayılıyor.
Önümüzde kolay bir dönem yok” diyen Munyar, sektörün hızlı dönüşüm ihtiyacına da işaret etti. 2026 yılının ayakta kalma yılı olacağına dikkat çeken Munyar, “Ayakta kalabilen ondan sonra mutlu olacaktır.
Çünkü ondan sonra seçim dönemi gelecek ve biraz para bollaşacak, herkesin önü açılacak” dedi.
Güldağ: Çözüm yolunda pozitif olmak gerekiyor EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, çalıştayın yaklaşımını “pozitif gerçekçilik” kavramıyla özetledi.
Sorunların açıkça konuşulması gerektiğini ancak çözüm aşamasında yapıcı bir yaklaşımın şart olduğunu vurgulayan Güldağ, “Sorunları didik didik edelim.
En kötümserlerden kötümser bir şekilde karşımızda ne var onlara bakalım.
Ama çözüm aşamasında hepimiz pozitif olmak durumundayız” dedi.
Hakan Güldağ, "Bu tür buluşmalar çok kıymetli.
Dr.
Rüştü Bozkurt’un bir sözü vardır; “Kendi içimize yapılan yolculuk, hiçbir zaman eli boş dönülmeyen bir yolculuktur”.
Bu tür toplantılar bu yüzden son derece önemli.
Burada Japonya’nın yaratıcılığı ile ilgili örnek verildi aslında Japonya’nın hiçbir yaratıcılığı yok.
Japonlar kendilerine; “Son 500 yılda bin 480 tane icat içinde insan hayatına sokabildiğimiz kaç tane icat, inovasyon var?” diye sordular.
Sadece iki tane bulabildiler.
Ondan sonra yaratıcı, inovatif olmadıkları sonucunu çıkararak süreçleri iyileştirme yönünde karar verdiler.
Onun için six sigma denilen, kaizen denilen yönetim modellerini ortaya çıkarttılar.
Onun için kendini tanımak çok önemli" diye konuştu.