Haber Detayı

Perdede bir ülke: Kanada sineması İstanbul’da
Yaşam keyfi ekonomim.com
26/04/2026 13:30 (13 saat önce)

Perdede bir ülke: Kanada sineması İstanbul’da

Bir ülke kendini en çok sinemada ele verir. Kanada’nın iç sesi, bu kez İstanbul Modern’in karanlık salonunda yankılanacak.

İstanbul’un kültür hayatı zaman zaman öyle programlara ev sahipliği yapar ki, yalnızca izleyici olarak girip, biraz değişmiş olarak çıkarsınız. 7–17 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Modern’de gerçekleşecek “Kanada Top 10” seçkisi de tam olarak böyle bir deneyim vaat ediyor.

Kimliğin yüksek sesi Toronto International Film Festival’in yıllar önce eleştirmenler ve sinemacılarla oluşturduğu “Top 10 Canadian Films” listesine yaslanan bu seçki, Kanada sinemasını bir “en iyiler” yarışına indirgemiyor.

Aksine, onu bir düşünce alanı olarak önümüze koyuyor.

Kanada sineması, ilk bakışta mesafeli durur.

Gürültü yapmaz, kendini dayatmaz.

Ama içine girdiğinizde, o sessizliğin altında güçlü bir sarsıntı hissedersiniz.

Kimlik, aidiyet, yalnızlık, göç, yerli halkların hikâyeleri… Hepsi bu sinemanın temel damarları.

Ve belki de bu yüzden, bu filmler izlenmez sadece; içinden geçilir.

Bir iç göç hikâyesi Seçkinin açılışını yapacak Don Shebib imzalı Yola Düşmek, daha ilk karelerinden itibaren seyirciyi bir yolculuğa davet ediyor.

Ama bu, bildiğimiz anlamda bir yolculuk değil.

Daha çok hayallerle gerçeklerin birbirine çarptığı bir iç göç hikâyesi.

Bu filmle başlayan hat, Kanada sinemasının en temel sorusunu da ortaya koyuyor: “Bir yere ait olmak ne demektir?” Karın ortasında Zacharias Kunuk’un Atanarjuat: Hızlı Koşucu’su ise sinemanın sadece bir anlatı değil, aynı zamanda bir direniş biçimi olabileceğini hatırlatıyor.

Inuit halkının diliyle, onların dünyasından anlatılan bu film, beyazperdede çok az gördüğümüz bir hakikatin kapısını aralıyor.

Burada sinema, temsil etmekle kalmıyor; var olmanın kendisine dönüşüyor.

Anlattığımız Hikâyeler   Yeni kuşağın sesi Seçkinin güncel durağı Beans, Tracey Deer’ın kamerasından, genç bir kızın gözünden anlatılan bir büyüme hikâyesi.

Ama bu büyüme, sıradan bir ergenlik hikâyesi değil; politik bir gerilimin ortasında şekillenen bir kimlik arayışı.

Film, bugünün dünyasında çocuk olmanın ne kadar zor, ama bir o kadar da dirençli bir hâl olduğunu hatırlatıyor.

Ustalardan gelen izler Seçkide Atom Egoyan, David Cronenberg, Sarah Polley ve Jean-Marc Vallée gibi isimlerin filmlerine de yer verilmesi, Kanada sinemasının yalnızca yerel değil, aynı zamanda evrensel bir dil kurduğunu gösteriyor.

Bu yönetmenlerin her biri, sinemayı bir anlatıdan çok bir arayış olarak kuruyor.

İzleyiciye cevap vermek yerine soru sormayı tercih ediyorlar.

Ve belki de onları kalıcı kılan şey tam olarak bu.

Bir seçkiden fazlası “Kanada Top 10”, aslında bir film programından daha fazlası.

Bu seçki, bir ülkenin sinema üzerinden kendini nasıl anlattığını, nasıl tartıştığını ve nasıl dönüştürdüğünü gösteren bir pencere.

Genç notaların akşamı: Sahneye çıkacak olan sadece müzik değil, gelecekYaşam Keyfi  

İlgili Sitenin Haberleri