Haber Detayı

Zihinler İnşa Edilebilir mi?
Dr. r. bülend kırmacı haber3.com
28/04/2026 11:54 (2 gün önce)

Zihinler İnşa Edilebilir mi?

Zihinler İnşa Edilebilir mi?

İnsan…Biyolojik olarak doğan ama zihinsel olarak inşa edilen tek varlık.İnsan; hem yıkan hem yapan, hem kıran hem onaran, hem en adi suçları vecd içinde işleyen hem en büyük özverileri sergileyebilen bir canlı.Kuşkusuz doğduğu anda sahip olduğu genetik yapı, onun kaderini yazmaz; yalnızca sınırlarını çizer.Yaşadığı çevre, maruz kaldığı kültür, içinde bulunduğu ekonomik koşullar ve temas ettiği ideolojiler ise, o sınırların içinde, insana bir yön tayin eder.Günümüzde insanlık, belki de tarihinin en kritik eşiklerinden birinde duruyor…Bir yanda büyük göçler, yayılan savaşlar ve derinleşen ekonomik eşitsizlikler…Diğer yanda dijitalleşmenin hızlandırdığı, görünmez ama etkili bir yönlendirme mekanizması…İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte bir dönem umut edilen ve güncellenen “doğrudan demokrasi” ideali, yerini giderek daha karmaşık bir yapıya bırakıyor.Artık yalnızca bilgiye erişmiyoruz; aynı zamanda, farkında olmadan yönlendiriliyoruz.Davranışlarımız, tercihlerimiz, hatta düşünce kalıplarımız;algoritmaların, veri analizlerinin ve 'dikkat ekonomisi'nin süzgecinden geçiyor.Burada kısa bir es verelim; çünkü önemli bir ayrımı net yapmak gerekir:Bu çevrim katıksız bir zihin kontrolü düzeneği değildir.Ama bu, hafife alınabilecek bir durumsallık da değildir.Çünkü artık insan, doğrudan değil ama dolaylı biçimde yönlendirilebilen bir varlık hâline gelmiştir.Peki mesele yalnızca sosyal ve kültürel etmenlerle mi sınırlıdır?İşte asıl tartışılması gereken alan burada başlıyor.

Geniş kanatları ile simsiyah kapı aralanıyor...Belki doğrudan uzmanlık alanımın dışına taşıyorum; ancak konunun gerçek uzmanlarının birikimine güvenerek ve doktora çalışmam olan psiko-dinamik yaklaşımın bir veçhesine sığınarak devam ediyorum:Bilim bize şunu söylüyor:Genetik yapı, bireyin davranışlarını belirlemez; ancak bazı eğilimlere yatkınlık oluşturabilir.Nörokimyasal süreçler ise bu eğilimlerin ortaya çıkış eşiğini etkileyebilir.Yani insan ne tamamen özgürdür ne de tamamen programlanmıştır.Aksi zaten sadece filmlerde olur!Olur…Ama şu gerçeği de göz ardı etmemek gerekir:Biyolojik ve nörokimyasal etkenler, uygun sosyal ve ideolojik ortamlarla birleştiğinde, beklenmedik ve aşırı davranışlara zemin hazırlayabilir.Bugünün sakin, üretken, saygın bir bireyi…Yarın, belirli koşullar altında bambaşka bir davranış kalıbına savrulabilir.Bu bir “önceden yazılmış kader” değildir.Ama böyle bir ihtimalin tamamen yok sayılması da gerçekçi değildir.Buradan daha hassas bir alana geçiyoruz…Kemerleri bağlayın; paraşütsüz uçuyoruz!Bilim dünyası, genetik müdahalelerle bazı hastalıkları ortadan kaldırma hedefiyle önemli adımlar atmaktadır.Bu gelişmeler insanlık adına umut vericidir.Ancak aynı gelişmeler, başka bir soruyu da beraberinde getiriyor:Bu müdahaleler, kötü niyetli ellerde neye dönüşebilir?Bugün için bilimsel veriler açık bir şekilde göstermektedir ki;belirli bir ideolojiye bağlı, belirli bir gruba karşı hedefli şiddet üreten “programlanmış bireyler” oluşturmak mümkün değildir.Resmi kabul şudur: İnsan davranışı, tek bir gene ya da tek bir kimyasal sürece indirgenemeyecek kadar karmaşıktır.Ancak buna rağmen, genetik ve biyoteknolojik müdahalelerin gelecekte hangi sınırlar içinde kalacağı da belirsizliğini korumaktadır.Bu alandaki gelişmelerin etik ve toplumsal sonuçları üzerine düşünmek, bugünden bir zorunluluk hâline gelmiştir.Çünkü mesele yalnızca “ne yapılabilir?” sorusu değildir.Asıl mesele, “ne yapılmalı?” sorusudur.Tarih, bu tür tartışmaların ne kadar hayati olduğunu bize defalarca göstermiştir.Toplumların ideolojik olarak dönüştürüldüğü, bireylerin sistematik biçimde yönlendirildiği dönemler…Engizisyonlar, Nazi gençlik örgütleri, “mankurtlaştırma” örnekleri…Toplu intihara sürükleyen yapılar ya da “en” refah toplumlarında dahi en kırılgan kimliklerle işlenen cinayetler…İnsan doğasının ne kadar kırılgan olabileceğini hem tarih hem de kriminoloji açıkça ortaya koymuştur.Ve şu da sabittir ki;bir insanın hafızası silinmeden de kimliği dönüştürülebilir.Bir toplum, zorla değil; alıştıra alıştıra değiştirilebilir…Ve en tehlikelisi:Birey, yönlendirildiğinin farkında olmadan yön değiştirir.Bugün geldiğimiz noktada şunu da kabul etmek zorundayız:İnsan belki henüz programlanabilir bir varlık değildir;ancak onu şekillendirme araçları, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çeşitlenmiş ve rafine edilmiştir.Genetik, bir potansiyel sunar.Kimya, bir eşik belirler.Dar çevre, bir yön verir.Toplum, etik üretir.İdeoloji ise hedef gösterir.Bu beş unsurun kesişiminde insan davranışı ortaya çıkar.Hiçbir insan doğuştan belirli bir hedefe kilitlenmiş bir silah değildir.Ama bazı insanlar, belirli koşullar altında silaha dönüşebilecek hassasiyetlerle dünyaya gelebilir.Geleceğe dair asıl sorumuz şu olmalıdır:İnsanlığı tehdit eden şey, laboratuvarlarda üretilecek embriyonik “programlanmış bireyler” midir?Yoksa çok daha sessiz, çok daha görünmez bir süreç mi işlemektedir?Cevap, büyük ölçüde ikinci ihtimali işaret ediyor...

Geleceğin süpriz tehlikesi, genetik olarak tasarlanmış katiller değil;kırılgan zihinlerin, sistematik ve görünmez biçimde yönlendirilerek, kendi kendini felakete sürüklemesidir.Ve belki de en büyük soru hâlâ önümüzde duruyor:İnsan, gerçekten kendi düşüncelerinin sahibi midir…yoksa yalnızca kendisine sunulan düşünceler arasından seçim yaptığını mı sanmaktadır?Dr.

R.

Bülend Kırmacı

İlgili Sitenin Haberleri