Haber Detayı
Küsülü Giden Şair: Haydar Abbasî Barışmaz
Acı haber tez yayılır… Ve bazı haberler vardır ki, yalnız kulaklara değil, doğrudan kalbe düşer. Haydar Abbasî Barışmaz’ın vefat haberi de öyle geldi. İçime işledi. Gözlerim yanıyor şimdi; ama aynı anda o yangını söndürmeye çalışan gözyaşlarım var. İnsan, böyle zamanlarda kelimelere sığınır. Ben de öyle yapıyorum.
Birkaç yıl önce Merağa’ya gitmiştim.
Onu görmek, elini tutmak, sesini duymak için… Ama kaderin ince çizgisi araya girmişti.
Ağır hastaydı.
Konuşamıyordu.
Yanına kimseyi almıyorlardı.
Bir otel telefonundan birkaç cümlelik bir temas kurabildik sadece. “Can…” dedi.
Ben de “Canın sağ olsun, var olasın…” diyebildim.
Bu kadar… Bir ömrün, bir dostluğun, bir büyük şairin sesi, o tek kelimede düğümlendi.
Onu gözlerimle göremedim.
Ama şimdi anlıyorum ki, bazı insanlar gözle değil, yürekle görülür.
Haydar Abbasî de öyleydi: sesi kısılsa da sözü susmayan, bedeni yorulsa da hakikati diri tutan bir şair… 1943 yılında Merağa’da doğmuştu.
Hayatını ilme, dile ve edebiyata adamış; Azerbaycan Türkçesinin inceliklerini, acılarını, direnişini şiirle yoğurmuştu. “Barışmaz” mahlasını seçmesi boşuna değildi.
O, haksızlıkla, zulümle, yalanla barışmayan bir ruhtu.
Şiirlerinde de bu direnişin sert ve sahici sesi duyulurdu.
Onun şiirleri, bir gönül inceliğiyle değil yalnız; bir hakikat öfkesiyle de örülüdür. “Sözlerin baş yarır, kıntalı taştır” diyenlere inat, o sözü taş gibi atmayı seçti.
Çünkü o taş, suskunluğun duvarlarını kırmak içindi.
Barışmaz’ın en büyük hizmetlerinden biri, hiç şüphesiz Mevlânâ’nın Mesnevî’sini Türkçeye, hem de manzum ve aynı vezinle tercüme etme teşebbüsüdür.
Bu, yalnız bir çeviri değil; bir medeniyet köprüsüdür.
Eğer bu eser gün yüzüne tam anlamıyla çıkmazsa, bu yalnız bir eksiklik değil, aynı zamanda bir vefasızlık olacaktır.
Onun emeği, mutlaka genç nesillere ulaştırılmalıdır.
Şiirlerine baktığımda hep aynı sesi duyarım: Bir çağrı… Bir hesaplaşma… Ve en çok da “neden”in peşinde koşan bir zihin… “Bana mersiye deme,” diyordu, “Benim mersiyelere yağdırmağa göz yaşım kalmamıştır.
Bana niyelerden, nedenlerden danış…” İşte şimdi, onun ardından yazarken, bu sözler kulaklarımda çınlıyor.
Ona mersiye yazmak bile sanki onun ruhuna aykırı… O, yasın değil, sorgunun şairiydi.
Gözyaşının değil, bilincin… Ama insan yine de üzülüyor.
Çünkü bazı gidişler eksiltir.
Haydar Abbasî Barışmaz, küsülü giden bir şairdi belki… Ama bu küskünlük, insanlara değil; adaletsizliğe, duyarsızlığa, hakikatin ötelenişineydi.
Şimdi o, kelimelerin ötesine geçti.
Ama geride bıraktığı sözler hâlâ diri.
Ve o sözler, hâlâ bir yerlerde birilerinin yüreğinde ateş yakmaya devam ediyor.
Ruhu şad olsun… Ve sözü, biz sustukça konuşsun. * * * Barışmaz’ın iki şiirini, kendisini anmak üzere paylaşmak istiyorum.
NEDENLERDEN SÖZ ET Bana çiçeklerin nasıl solduğunu, Tarihin kanla karışmış katmanlarını, İnsanın soyulduğunu, Gözelerin oyulduğunu anlatma şair!
Bunlar benim umurumda değil!
Olayların Nerelerde olduğu da Beni ilgilendirmez.
Bana nasıl, Ne zamandan beri, Nereden diye anlatma.
Bana, İnsanların bir burmane hayvan gibi Burulduğundan anlatma.
Ben onları Tadıyla, acısıyla, göre göre Yaşayarak geldim.
Buruldum da soyuldum da, Bana mersiye söyleme, Benim mersiyelere yağdırmağa Gözyaşım kalmamıştır.
Bana “neden”lerden söz et, Sebeplerden konuş, Nefretimi yönelteceğim yeri Tanıyayım.
Barışmaz DÜĞÜMLENMİŞ BOĞAZLAR Ben, Kapalı pencerelere, Tütmeyen bacalara, Kervansız yollara, Servansız kervanlara, Adaların yalnızlığına, Bembeyaz sayfaların hüznüne Ağıtlar söyledim.
Şimdi… Düğümlenmiş boğazlarda, İçten gelen haykırışlara Kan ağlamayayım da Ne yapayım?
Barışmaz * * *