Haber Detayı

Hak Mücadelesinden Sefalet Ligine…
Neşe doster gercekgundem.com
30/04/2026 06:00 (14 saat önce)

Hak Mücadelesinden Sefalet Ligine…

Emekleri için, tazminatları için, en temel hakları olan alın terinin ve 5 aydır alamadıkları maaşlarının ödenmesi için aç ve çıplak bedenlerini ortaya koyarak Ankara’ya yürüyen emekçiler karşılarında cop, gaz, biber gazı, gözaltı ve gözdağı buluyorken! O zorlu koşullarda çalışan emekçilerin, haklı nedenlere dayanan direnişi, acımasızca bastırılmaya çalışılırken ne, nasıl yazılır ve konuya nasıl girilir gerçekten zor bir soru ve konu…

Ülkemizin en değerli toprakları getirisi, götürüsü, vereceği zarar ve ziyan hesap edilmeden malum maden şirketlerine tahsis ediliyorken!

Bütçe kaynakları hep aynı şirketlere akıtılıyorken!

Başta Koşuyolu Sağlık Kurumu ve Eskişehir Hava Hastanesi olmak üzere hastaneler satışa çıkarılıyorken!

Bu arada 156 taşınmazın daha satışa sunulacağı haberleri yayılıyorken!

Sefalet liginde Sudan ve Yeni Zelanda’dan sonra 3. sıraya yerleşmemize şaşıralım mı?

Üzülelim mi?

Çağ atlayan ülkemiz adına utanalım mı?

Zor soru doğrusu…Şahlanış Yılı, Türkiye Yüzyılı ve Aile Yılında yaşananlar!Akıl, bilim, eğitimden uzaklaşırken, “yağmur duası” gibi hurafelere kaynak ayrılıp, bu akıl dışı projeler yurtdışında ödül kazanırken, hoyratlık, liyakatsizlik, değer bilmeme lügatlardan çıkarılırken, kuruyan dere yataklarından, boşalan barajlardan ot, yosun yerine kadın cesetleri toplanırken!

Dünü, bugünü, yarını, geleceği tehdit ve tehlike altına sokan eylemler artıyorken!

Yönetimin böbürlenerek ilan ettiği 'Aile Yılı'nda boşanmalar ve binde 10’u bulan çocuk ölümleri artıyorken! 'Türkiye Yüzyılı'nda açlık ve sefalet tavan yapıyorken! 'Şahlanış Dönemi'nde işçi, çiftçi, emekçi, emekli iflaslarla boğuşup, ülke borç batağına saplanıp, icra takipleri çoğalıp, kredi kartları ödenemezken!

Kaçamak cevaplarla günü kurtarmak ne ucuz ve kolay bir yol değil mi?Kader ve tarih nasıl değişir?Akıl dışlandığı, bilim küçümsendiği, sanat değersizleştirildiği, emek yok sayıldığı için, birkaç kişi ve kurumun özverisi, çabası yetmez.

Sorunların ve konuların öneminin anlaşılması, sahiplenilmesi, sahada sorumluluk alınması gerekir.

Bilindiği gibi korku gibi cesarette bulaşıcıdır, hele de günümüzün zorlayan koşullarında ve yarınların belirsizliğinde bu durum daha da önem kazanır.

Yazılıp çizilirse, konuşulup paylaşılırsa, yanlış yapanlar yalnız bırakılıp ses getiren işlere imza atanlar desteklenirse!

Hem kader, hem tarih değişir, örneklerle sabit…Bunun yolu yordamı nedir dersek?

Öncelikle dayanışmak, yalnız bırakmamak, yan yana, sırt sırta, arka arkaya gelip omuz vermek sahip çıkmak gerekir.

Yapılanları unutmamak, sanata ve kültüre önem ve değer vermek, çevre sorunlarına duyarlı olmak, yaşamın her alanına dokunmak, savrulmadan, savurmadan olup biteni ve olup bitecekleri görmek, okumak, anlamak ve sahip çıkmak gerekir.

Başka da yolu yok bu işin!

Bilen varsa yazsın, açıklasın, öğrenelim uygulayalım…Gelelim zorlu ve zorlayan başlıklara…Gün gelir; yazıya başlık bulamadığımız anlar olur, başlıksız yazılar yazılır, yorum okura bırakılır.

Gün olur dünyada 240 devletin, 6 bin dilin varlığı, bunca kültürün altında yatanlar merak edilir.

Gün gelir kışın sonunun bahar olduğu unutulur.

Oysa unutmamak gerekir.

Çünkü eğitimin, iktisadın, sanatın, imarın gücüne inanmak, Avrupa’nın bizi kıskanmadığını ama şaşkınlıkla baktığını hatırda tutmak, vize kuyruklarındaki çileyi hatırlamak, iş arayıp bulamayanların, iş aramayı bırakanların oluşturduğu manzarayı sık sık anımsamak insanı hem üzer, hem diri tutar, hem de çare nedir sorusuna yöneltir…Gün gelir; kadına yönelik kurumları ve kuralları yerle bir edenler arttıkça, kadın konusunu takip eden, talepte bulunan, gündemde tutanlar daha çok desteklenir, bilinçaltı kalıplar daha çok zorlanır, bazen bir bakışın, bazen bir fotoğrafın bin sözcüğe bedel olduğu hatırlanır ve hatırlatılır…Gün gelir; Cumhuriyet kazanımlarını unutturmak isteyenlerin arttığı, bunun aksini yaymak isteyenlerin sınır tanımadığı daha çok hissedilir.

Ve işte o gün akan sular durmaz donar, yazmak, anımsatmak, vurgulamak daha çok önem kazanır.

Oyalama, öteleme gibi yanlış politikalara ödün verilmeden, kaybolan sesler, unutulan değerler, hele de vefa duygusu çok daha fazla önemsenir ve sık sık vurgulanır…Gün gelir; önemli ve olumlu olanın denge ve denetim mekanizmalarının birlikte ve uyum içinde yürütmek olduğu, konuşurken sözcüklerin elekten ve süzgeçten geçirilmesi gerektiği, siyasi operasyonlardan halka gına geldiği, köprü, otoyol, maden, arazi, fabrika, hastane, hatta gemi satışlarının toplumu bezdirdiği ve tüm bu sorunlara verilecek yanıtın belli olduğu ortaya çıkar…Sonuç olarak manzara ve soru şu! 15-29 yaş arası okulda ve işte olmayan 6.5 milyon ev gencimiz var.

Bu oran 5 ülkenin nüfusu kadarmış.

Acep başta MEB ve yol arkadaşları ne düşünüyor, ne gibi önlemler alıyor, duyan, bilen, işiten var mı?

Bu soru ve saptamalar izaha muhtaçtır.

Nokta….Yazıma noktayı Fazıl Hüsnü Dağlarca, Falih Rıfkı Atay ve Lev Tolstoy koysun diyerek aradan çekiliyorum…Cüssesiyle, yüreğiyle, zekasıyla, sezgileriyle Türk edebiyatının dev çınarlarından olan, “Türkçem söylüyor, ben yazıyorum!” diyen Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya sordular: “Nasıl bu kadar dinç kalabiliyorsunuz?” Yanıtı şu oldu: “Atay’ı sevmek insanı diri tutuyor.

Çünkü Türkiye büyük bir gölge ise Atatürk ona yansımış gücümüzdür, geçmişimizi de, geleceğimizi de yansıtan bir madendir.”Falih Rıfkı Atay şöyle diyor: “Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919’da tek adamdı.

Bugün bir ordudur.”Savaş ve Barış’ın yazarı Tolstoy ise “Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu bir şey kaybettirmez!” diyerek içimizi rahatlatıyor.

Daha ne desinler?

İlgili Sitenin Haberleri