Haber Detayı
Çocuklar yaşlıları resmetti: Sonuçlar şaşırtıcı
Türk araştırmacıların yaptığı yeni çalışma, çocukların yaşlılık algısına dair çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Çocuklar yaşlı bireyleri çoğu zaman sevgi dolu ve bilge kişiler olarak görse de yaşlanmayı kırışıklık, hastalık, baston, yalnızlık ve ölüm korkusuyla ilişkilendirdi.
Journal of Pediatric Nursing’de yayımlanan çalışma, Mükerrem Kabataş Yıldız ve Oya Sevcan Orak tarafından hazırlandı.
Araştırmada 9-12 yaş grubundaki 25 çocuktan, tanıdıkları yaşlı bir kişiyi çizmeleri istendi.
Daha sonra çocuklarla bu çizimler üzerine görüşmeler yapıldı.
Böylece sadece resimlerdeki ayrıntılar değil, çocukların yaşlılıkla ilgili sözlü anlatımları da incelendi.
Sonuçlar, çocukların yaşlı bireylere yönelik duyguları ile yaşlanma dönemine dair düşüncelerinin her zaman aynı yönde olmadığını ortaya koydu.
Bazı çizimlerde yaşlı kişiler gökkuşağının altında, tarlada elma toplarken ya da aile içinde sıcak bir figür olarak yer aldı.
Ancak dikkat çeken örneklerin önemli bir bölümünde yaşlılık daha sert sembollerle anlatıldı.
Bir çocuk, takma dişleri su dolu bardakta duran yaşlı bir erkek çizdi.
Bir başka çocuk ise bastonuna neredeyse tamamen eğilmiş bir yaşlı kadın resmi yaptı.
Bazı çizimlerde ise yaşlı yüzler belirgin kırışıklıklarla, solgun ve yorgun ifadelerle resmedildi.
Bazı çizimlerde yaşlı kişiler gökkuşağının altında, tarlada elma toplarken ya da aile içinde sıcak bir figür olarak yer aldı.
Ancak dikkat çeken örneklerin önemli bir bölümünde yaşlılık daha sert sembollerle anlatıldı.
Bir çocuk, takma dişleri su dolu bardakta duran yaşlı bir erkek çizdi.
Bir başka çocuk ise bastonuna neredeyse tamamen eğilmiş bir yaşlı kadın resmi yaptı.
Bazı çizimlerde ise yaşlı yüzler belirgin kırışıklıklarla, solgun ve yorgun ifadelerle resmedildi.
Çocukların çizimlerinde en sık karşılaşılan ayrıntılar kırışıklıklar, gözlük, baston, kambur duruş ve hareket etmekte zorlanan bedenler oldu.
Araştırmacılar, çocukların yaşlanmayı çoğunlukla bedendeki değişimlerle kavradığını belirtti.
Yaşlı figürlerin kimi zaman sayfanın altına ve daha küçük çizilmesi de dikkat çekti.
Bu tercih, çocukların yaşlılığı güçsüzlük ve desteğe ihtiyaç duyma haliyle birlikte düşündüğünü gösteren işaretlerden biri olarak yorumlandı.
Bazı çocukların ifadeleri ise çizimler kadar çarpıcıydı.
Çocuklardan biri, “Bütün yaşlılar yorgundur, hep hastadır” dedi.
Bir diğeri yaşlı insanların dişlerinin olmadığını ve yüzlerinin kırışık olduğunu söyledi.
Başka bir çocuk ise yaşlıları bastonla yürüyen, elleri titreyen, hızlı hareket edemeyen, evde kalan, çok ilaç kullanan ve erken uyuyan kişiler olarak tarif etti.
Bu sözler, yaşlılığın çocuk zihninde fiziksel yavaşlama ve hastalıkla güçlü biçimde eşleştiğini ortaya koydu.
Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri de yalnızlık teması oldu.
Bazı çocuklar yaşlı kişileri yalnız, üzgün ve aile desteğine ihtiyaç duyan bireyler olarak anlattı.
Bir çocuk, yaşlıların çocukları onları terk ettiği ve ziyaret etmediği için çok üzüldüğünü söyledi.
Bir başka çocuk ise yaşlıların yalnız ölmekten korktuğunu ifade etti.
Araştırmacılar, özellikle biraz daha büyük çocukların yaşlanmayı ölüm, kayıp ve ayrılık korkusuyla daha açık biçimde ilişkilendirdiğini belirtti.
Buna rağmen araştırma yalnızca karamsar bir tablo ortaya koymadı.
Çocukların önemli bir bölümü büyükanneleri, büyükbabaları ya da yaşlı akrabalarıyla yakın ve sık ilişki içinde olduklarını da anlattı.
Bu nedenle çizimlerde sadece hastalık ve yorgunluk değil; sevgi, bilgelik, ilgi ve güven duygusu da yer aldı.
Araştırmacılara göre çocuklar, yaşlı bireyleri çoğu zaman sevgi dolu, destekleyici ve hayatlarında duygusal önemi olan kişiler olarak görüyor.
Çalışmanın vardığı sonuç bu nedenle iki yönlü.
Çocuklar yaşlı bireylere karşı genellikle olumlu duygular taşıyor; onları sevecen, bilge ve değerli buluyor.
Ancak “yaşlılık dönemi” denildiğinde akıllarına daha çok hastalık, yalnızlık, engellilik, ölüm korkusu ve kayıp geliyor.
Yani çocukların gözünde yaşlı insan sevilmeye değer bir aile büyüğü olabilirken, yaşlanma süreci çoğu zaman kaçınılmaz bir zayıflama dönemi gibi algılanıyor.
Bu algı yalnızca çocuklarla sınırlı değil.
İngiltere’de 2 binden fazla yetişkinle yapılan bir ankete göre insanlar, yaşlılığın ortalama 69 yaşında başladığını düşünüyor.
Daha önceki bazı çalışmalar bu sınırın 62 yaşa kadar indirilebildiğini göstermişti.
Yeni sonuçlar, toplumda “yaşlı” sayılma eşiğinin biraz daha ileriye taşındığını düşündürüyor.
Ancak uzmanlar, yaşlılığı daha geç başlatmanın tek başına sağlıklı yaşlanma anlamına gelmediği uyarısında bulunuyor.
Yaş ayrımcılığıyla mücadele eden uzmanlar ise çocukların ve yetişkinlerin yaşlılığa dair karamsar bakışının tesadüf olmadığını söylüyor.
Toplumda yaşlanmayı sürekli kayıp, kırışıklık, hastalık ve değersizlik üzerinden anlatan mesajlar, daha küçük yaşlardan itibaren algıyı şekillendiriyor.
Bu nedenle çocukların çizimleri sadece masum ve acımasız yorumlar olarak görülmüyor; yaşlılığa dair toplumsal dilin erken yaşta nasıl içselleştirildiğini de gösteriyor.