Haber Detayı

Allah Aşkına
Köksal çiftçi internethaber.com
01/05/2026 17:22 (3 saat önce)

Allah Aşkına

“Hakk Aşkını Kor Eyledi , Aşık Yansın Pişsin Diye”Rivayete göre Mansûr el-Hallâc’ın (858 – 922) idam edilceği gece kızgın bir kalabalık, tutulduğu hapishanenin önünde yığılır.Nefret dolu sloganlar eşliğinde fermanın bir an önce yerine gelmesini talep ederler.Üstadı son anlarında yalnız bırakmamak için yanında bulunan mürşitlerinden birkaçı bu kin karşısında öfkelenir.Hallaç’tan şu ikaz gelir: ⁃ “Onlara kızmayın, ben sizi kadar onları da seviyorum.” Bu sözler üzerine hücrede, şaşkınlık ile karışık, derin bir sessizlik hakim olur.

Arkasından, hem teselli hem öğreti amaçlı, şu kelimeler dökülür dervişin ağzından: ⁃ “Siz beni “Allah dostu” olduğumu düşünerek ne kadar seviyorsunuz, onlarda “Allah düşmanı” olduğumu düşünerek o kadar nefret ediyorlar.

Sır dolu hayata göz yummandan evvel Mansûr El Hallac, hoşgörü abidesine kazınacak, son sözünü söyler: ⁃ “beni sevende Allah aşkına seviyor, asanda Allah aşkına asıyor.

Bu nedenle hepinizi seviyorum.” Manevi dünyamızda ilahi aşkın ateşinde yanıp kavrulan gönül erleri El Hallac ile sınırlı değildir elbette.

İlk akla gelenlerden biri Celallendin Rumi’dir.O’nun, bırakın sözünü, her nefesi aşk ile ilgilidir desek yanlış sayılmaz.

Şu cümlesi meseleyi özetliyor: ⁃ “Üç şey seçildi cenneten: Kelimeler, ask, annelik duygusu.

Kelimeleri Adem aldı, annelik duygusu Havva'ya kaldı,ama aşk çok ağırdı...” Amerika’da en çok satılan şiir kitaplarının başında Mevlana Hazretlerinin Mesnevi’si olduğu sır değildir.Daha geniş anlamda Batı çevrelerinde Celaleddin Rumi’ye “İslam’ın İsa’sı” gözüyle bakılıyor.Zira kendisine atfedilen şu sözler Hrıstiyanları derinden etkilemektedir: ⁃ “Her insan bedeni bir Meryem’dir.

Hepimizin içinde bir İsa vardır ama “sancı” (yanmadığımız için) çekmediğimiz için O doğmuyor.” Konu aşk iken Yunus Emre’yi anmamak “gülü konuşurken kokusunu unutmak” gibi bir şey olur.Tasavvuf şiirinin üstadına ait “Yaratılanı hoş gör, Yaradan’dan ötürü” sözü “batı hümanizme” ilham kaynağı olmuştur.Kaldı ki Fransızca’da “tolérance” kelimesinde karşılık bulan “hoşgörü” kavramı aslında samimiyetsiz karakterini yansıtır.Çünkü “tolerans” olarak dilimize geçen kelimenin kökünde - zoraki olsa da, gönülsüz olsada - ötekini “kabullenmek” manası vardır.Esasen, kendi varlığını ötekinin yok olmasına bağlayan, o medeniyetin aşağıdaki düşüncenin sahibini doğru anlaması beklenemez: ⁃ “hiç kimseye yan bakma!

Öfkelenip sert çıkma!

Kalp Allah’ın evidir, bu evi sen yıkma.” Hem İslam dini ile doku uymazlığı olanlara inat hemde “bizim” yobazlarımıza inat Hakk’ın hidayeti cinsiyeti ayrımı tanımaz.Sözü, fakir bir ailenin dördüncü kızı olduğu için “Râbia” (el Addeviyye 714 - 718) ismi verilen, Râbia el Adeviyye’ye getirmek istiyorum.

Aşık Sefai’nin tarifine uygun bir delidir Râbia:“Deliler aşk ile yanar dolanırBu alemi bomboş sanar dolanırAtaşın içinde döner dolanırKözü yakmaz amma külü dokunur” İşte bu ruh hali ile Râbia hazretleri, bir elinde sıcak su kovası diğer elinde soğuk su kovası, Basra sokaklarında telaşla koşarken komşuları sorarlar: ⁃ “Ey Râbia nedir bu telaşın sebebi, nereye gidersin bir elinde sıcak ötekisinde soğuk su ile?” Râbia’nın cevabı kitaplara sığmaz nitelikte: ⁃ “Soğuk su ile Cehennemi söndüreceğim, sıcak su ile Cennetİ yakacağım.

Allah’ı sevenlerin kimi Cehennem korkusundan, kimi Cennet mükâfatından dolayı seviyor.

Allah’ı sevenler Allah için sevmeli.” Örneklerini çoğalta bileceğimiz bu tür insanları anlamak, kavramak olanaksız denecek kadar zordur elbette.

Bu noktada Kuranı Kerim’in şu ipucu bize yardımcı olabilir: “Yedi gök, yerküre ve bunların içindekiler O’nu tespih ederler.

Hiçbir şey yoktur ki, O’nu överek tespih etmesin; fakat siz onların tespihlerini farkedemezsiniz.

O Halim’dir, Gafûr’dur.”Isra 44 Sonuç olarak “aşk’ı”, Allah’ın yarattıkları ile kendisi arasında göze görünmez, bir bağ olarak düşünmenin bir sakıncası olmayacaktır herhalde.

Aşkın SöylettikleriHerkese bir şeyler düşündürür, bir şeyler anımsatır aşk.

Bize söylettiği bazı duyguları, cehaletin verdiği cesaret ile, paylaşarak noktalamak istiyorum.

Ay dünyayı dünya güneşi tavaf etmesi, günün geceyi gecenin günü kovalaması,Zamanın mekan içinde mekanın zaman içinde bükülmesi, Yıdız’ın kayması aşktandır.

Kainatın Ayetleri, akıl ermez sırları, sayısız evrenleri birbiriine bağlayan “gizli maddesi.”Alimdeki tevazu aşktandır.

Baharın bütün renkleri, gülü çiçeği.Kışın ayazı,sert havası, beyaz eteği.Mevsimlerin nazı aşktandır.

Dağların yücelere hevesi, aradığını bulamayınca ateş kusması.Nehirlerin, yılan misali toprağı yarıp yatak açması, dere tepe aşıp taşması.Damlaların sel olup ummana koşması aşktandır.

Başkomutan ölümü emreder, gözünü kırpmadan gider.

Cudi’de, Gabbar,da nerde gerekiyorsa can verir yiğitler.Kahramanlar’ın kumaşı aşktandır İtten it, kurttan kurt, doğar.Restini zoom odasında değil, idam sehpasında çeker.Ülküsü aşktandır.

Fırtınanın önünde set, korkağa cesaret.Benzersiz arkadaşlıktır “hayat arkadaşlığı”Acı rüzgar koparırsa yaprağı, dal kurur çınar ölür.En büyük ızdırabın ateşi aşktandır. “Şol gökleri kaldıranın, Donatarak dolduranın, “Ol” deyince olduranın, Doksan dokuz adı ile” (Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu)diyerek ne söylemek istediğimizi, sözlerin en güzeliyle, Allah’ın sözüyle bağlayalım: “..Bütün bunlar, elbette aklını kullanabilen kimseler için sonsuz ilim, kudret ve hikmet sahibi bir Allah'ın varlığını gösteren apaçık delillerdir.”Ra’d 4.

İlgili Sitenin Haberleri