Haber Detayı
Şirket değerleme ihtiyacı ne zaman doğar?
Şirket değerleme, yalnızca şirket satışı ya da halka arz süreçlerinde başvurulan teknik bir çalışma değil; finansman, ortaklık yapısı, hukuki uyuşmazlıklar, yatırım kararları ve mevzuatsal yükümlülükler gibi pek çok alanda ihtiyaç duyulan stratejik bir analizdir. Bu nedenle yalnızca sayıları değil, şirketin iş modelini, risklerini ve gelecekteki değer yaratma kapasitesini de birlikte okumayı gerektirir.
İstanbul Üniversitesi Finans Öğretim Üyesi PROF.
DR.
SİNEM DERİNDERE KÖSEOĞLUŞirketlerin ne zaman değerlemeye ihtiyaç duyduğu konusuna derinlemesine değinmeden önce, kavramsal çerçeveyi netleştirmek faydalı olacaktır. “Şirket değeri” denildiğinde çoğu kişinin aklına, şirketin net varlıklarının değeri gelmektedir.
Oysa şirket değeri, bundan çok daha geniş bir kavramdır.
Aslında bir değerlemeci, şirketin yalnızca sahip olduğu varlıklara değil, daha çok bu varlıkların oluşturduğu operasyonun değerine odaklanır.Çünkü asıl önemli olan, şirketin elindeki varlıklardan ne kadar nakit üretebildiğidir.
Konuyu daha sade bir benzetmeyle anlatmak istersek, yatırımcıyı ya da ortağı ineğin eti değil, sütü ilgilendirir.
Bu nedenle değerleme sürecinde de sütün miktarı, kalitesi ve gelecekte ne ölçüde düzenli, istikrarlı ve sürdürülebilir bir yapıda devam edeceğine ilişkin belirsizlik ve riskler dikkate alınır.Şirketler, birçok farklı nedenle değerlemeye ihtiyaç duyar.
Bu nedenlerin bir kısmı mevzuatsal zorunluluklardan kaynaklanırken, bir kısmı taraflar arasında daha adil ve gerçekçi bir işlem zemini oluşturma amacına dayanır.
Bazı şirketler ise herhangi spesifik bir sebep olmasa dahi değere dayalı finansal yönetim anlayışını benimseyerek değerlemeyi düzenli aralıklarla yaptırır; böylece zaman içinde şirket değerindeki değişimi izler, değer artışını ölçer ve potansiyel zirve değerine ulaşmak için gerekli stratejileri hayata geçirir.Değerlemede amaç neden belirleyicidir?Aslında şirket değerlemesinin amacı, seçilecek yöntemi de doğrudan etkiler.
Değerleme yalnızca teknik bir hesaplama değil, amaca göre şekillenen bir analiz sürecidir.
Bir şirket değerleme çalışması hukuki bir süreç, ticari bir karar, yatırım amaçlı bir değerlendirme gibi farklı nedenlerle yapılabilir.
Mesela hukuki amaçlı değerleme kendi içinde bile farklılaşabilir.
Örneğin boşanma davalarında, eşlerin şirket hisseleriyle ilgili alacaklarının belirlenmesi; medeni hukuk hükümleri, ispat yükü ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları dikkate alınarak hazırlanacak bir değerleme raporunu gerektirir.Ticari davalarda ise ortaklıktan çıkma, fesih veya birleşme sonrası uyuşmazlık gibi konularda TTK hükümleri ve ticari teamüller doğrultusunda farklı bir yaklaşım gerekir.
Medeni hukuk ile TTK’nın bakış açıları farklıdır; bu nedenle her iki yaklaşımın da önceliklerini ve hukuki çerçevesini doğru şekilde kavramak gerekir.
Eğer raporlama bu ayrıma göre yapılmazsa, hukuki süreçlerde taraflar beklenmedik hak kayıplarıyla karşı karşıya kalabilir.Bu nedenle değerleme sürecinde kritik olan, amaç ile yöntemin uyumudur.
Aynı şirket için dahi bağlama göre farklı analiz çerçeveleri gerekebilir çünkü her süreç kendi sorusunu ve kendi hukuki zeminini beraberinde getirir.Peki, şirketler hangi durumlarda değerlemeye ihtiyaç duyar?
Şirket değerlemesine en sık ihtiyaç duyulan alanlardan biri, sermaye piyasası ve kurumsal işlemlerdir.
Özellikle şirketlerin ilk halka arz süreçlerinde, şirket satın alma ve devralma işlemlerinde (M&A), şirket birleşmeleri ve bölünmelerinde, işletmenin değerinin objektif ve makul yöntemlerle ortaya konulması büyük önem taşır.
Bu tür işlemlerde değerleme taraflar arasında adil bir müzakere zemini de oluşturur.Değerleme ihtiyacının yoğun biçimde ortaya çıktığı bir diğer alan ise finansman, kredi ve teminat süreçleridir.
Hisselerin teminat olarak gösterilmesi gereken durumlarda, kredi değerlendirme aşamalarında ve şirketin finansal gücünün güvenilir biçimde tespit edilmesinin beklendiği hallerde, şirket değerinin sağlıklı biçimde belirlenmesi önem kazanır.
Finansman sağlayan kuruluşlar açısından değerleme, yalnızca bugünkü mali yapının değil, şirketin sürdürülebilirliğinin ve risk profilinin de anlaşılmasına yardımcı olur.Ortaklık yapısındaki değişiklikler ve hukuki uyuşmazlıklar da değerlemeyi gerekli kılan önemli alanlardandır.
Ortaklıktan çıkma ve pay devri süreçlerinde, yeni bir ortak alma durumunda, ortaklar arasındaki ihtilaflarda, çıkma hakkı davalarında ve şirket değerinin uyuşmazlık konusu haline geldiği diğer hukuki durumlarda, tarafların haklarının dengeli biçimde korunabilmesi için şirket değerinin tespit edilmesi gerekir.
Bu tür durumlarda değerleme hukuki sürecin sağlıklı ilerlemesine katkı sunan teknik bir dayanak niteliği de taşır.Miras, tasfiye, iflas ve yeniden yapılanma süreçleri de şirket değerlemesinin önem kazandığı bir alandır.
Vefat halinde miras hukuku kapsamında payların veya işletmenin değerinin belirlenmesi, tasfiye ve iflas süreçlerinde şirket varlığının gerçekçi biçimde ortaya konulması ve yeniden yapılandırma süreçlerinde işletmenin ekonomik kapasitesinin anlaşılması için değerleme çalışmaları kritik rol oynar.Yatırımcı görüşmeleri ve girişim ekosistemi bakımından da değerleme vazgeçilmez bir araçtır.
Risk sermayesi yatırımcılarının yatırım yapmayı değerlendirdikleri girişimlerin değerini bilmek istemeleri, holdinglerin, girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının, girişim sermayesi yatırım fonlarının ve private equity kuruluşlarının portföylerindeki şirketlerin değerini düzenli olarak izleme ihtiyacı, yatırım turları ve çıkış stratejileri öncesinde değerlemenin önemini artırmaktadır.
Özellikle büyüme potansiyeli yüksek şirketlerde değerleme, yalnızca mevcut durumun değil, gelecekte yaratılabilecek değerin de anlaşılmasına hizmet eder.Bazı durumlarda değerleme ihtiyacı yalnızca ticari gereklilikten değil, doğrudan finansal raporlama ve sermaye piyasası mevzuatından da kaynaklanmaktadır.Örneğin GSYF portföyündeki girişim sermayesi yatırımlarının değerlenmesi mevzuat açısından zorunludur.
III-52.4 sayılı Girişim Sermayesi Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği m. 20’ye göre, fon portföyünde yer alan varlıkların değerlemesinde yatırım fonlarının finansal raporlamaya ilişkin değerleme esasları uygulanır; ayrıca girişim sermayesi yatırımlarının değerlemesi asgari olarak her takvim yılı sonu itibarıyla kurulca uygun görülen değerleme kuruluşları tarafından yapılmak zorundadır.Bağımsız denetime tabi şirketlerin iştirak ve bağlı ortaklıkları, TFRS veya BOBİ FRS hükümleri çerçevesinde uygun ölçüm esaslarıyla finansal tablolara yansıtılmalıdır.
Bu çerçevede, raporlama dönemlerinde söz konusu iştirak ve bağlı ortaklıkların gerçeğe uygun değerinin tespiti veya değer düşüklüğü analizinin yapılabilmesi için değerleme çalışmasına ihtiyaç doğabilmektedir.Bunun yanında, aslında değer odaklı yönetim anlayışını benimseyen şirketler açısından değerleme yalnızca belirli bir işlem anında başvurulan teknik bir çalışma değildir.
Aksine, düzenli değer izleme, değer artırıcı stratejilerin geliştirilmesi, ana ortakların ve üst yönetimin stratejik karar alma süreçlerinin desteklenmesi ve şirketin mevcut değeri ile potansiyel değeri arasındaki farkın tespit edilmesi bakımından da önemli bir yönetim aracıdır.
Bu yönüyle şirket değerlemesi stratejik bir rehber niteliği taşır.
Şirket değerleme, şirketlerin adeta amel defteridir.Sonuç olarak şirket değerleme, sadece matematiksel hesaplama işi değildir; güçlü bir teorik altyapıyı, mevzuata ve finansal raporlama standartlarına hâkimiyeti, finansal analiz yetkinliğini, uygulama tecrübesini ve sektörel sezgiyi birlikte gerektirir.
Şirketin gerçek değerine yaklaşabilmek için sadece rakamları bilmek yetmez; o rakamların arkasındaki iş modelini, riskleri ve değer yaratma kapasitesini de doğru okumak gerekir.