Haber Detayı
Tarihin sonu mu, yoksa başka bir şeyin başlangıcı mı? Tekno-oligarkın manifestosu
"Ortak Amerikan Projesi" nostalji mi gerçekten yoksa tekno-oligarklar aracılığıyla tahakkümü sürdürmenin yeni dilini mi kuruyorlar? Belki ikisi de. Ama asıl mesele bu tartışmanın yarın değil, bugün, kamu ihalelerinde, veri sözleşmelerinde ve rekabet politikalarında somut biçimde şekillendiği.
Rekabet Hukuku Danışmanı RECEP GÜNDÜZ Geçen hafta ABD ve İsrail ordusu olmak üzere, istihbarat servisleri ve hükümet kurumlarına veri analiz yazılımları sağlayan Palantir'in X hesabından yayınlanan 22 maddelik manifesto, sosyal medyayı kısa sürede sarstı.
Manifestonun özü şuydu: Silikon Vadisi'nin Amerikan savunmasına katılmak "olumlu bir yükümlülüğü" var; yapay zekâ silahları yapılacak, soru yalnızca kimin yapacağı; bazı kültürler ilerlerken, bazıları ise "işlevsiz ve gerici" kaldı.
Çok geçmeden manifesto, şirketin CEO'su Alex Karp ile Nicholas Zamiska'nın birlikte yazdığı “The Technological Republic” kitabının özeti olduğu anlaşıldı.Ben bu konuyu görünce hemen yazmak yerine kitabı okumak istedim.
Sosyal medyadan yapılan manifestonun felsefesi beni çok rahatsız etse de kitabı okumaya başlarken heyecanlıydım.
Teknoloji üretiminin merkezinde olan felsefe eğitimi geçmişine sahip birinin günümüz dünyasına dair söyleyeceklerini merak ediyordum.
Ama sonuç tam bir hayal kırıklığıydı.
Kitap, çeşitli TED konuşmalarının yapay zekâyla birleştirilmiş hali gibi yavan.
Pek çok analist gibi ben de kitabın, Palantir'i Batı hükümetlerine ve sermayedarlarına pazarlayan sofistike bir reklam aracı olduğu kanısındayım.
Çoğu kişi bu yapıyı doğru biçimde teşhis etti: Önce kültürel çöküş tanısı koy, sonra "Amerikan Projesi"ne dönüşü çağır, çözümü de kendi şirketinde bul.
Trump’ın Amerikan Başkanlığı’na giden yol gibi.Ama kitabı küçümsemek hata olur.
Hatta ben bu kitabı 20. yüzyılın kapanışında yazılmış, 21. yüzyılı anlamlandırmaya çalışan dev eserler olan “Medeniyetler Çatışması” ya da “Tarihin Sonu ve Son İnsan” kadar önemli görüyorum.
Nedeni, kitabın akademik saygınlığı ya da felsefik/politik derinliği kesinlikle değil.Fukuyama'nın iflası, Huntington'ın zaferi“The Technological Republic”i anlamlandırmak için biraz geriye gitmek gerekiyor.
Samuel Huntington, 1996'da “Medeniyetler Çatışması”nda Soğuk Savaş sonrası dünyada asıl gerilimin ideoloji ya da ekonomiden değil, kültür ve medeniyet kimliklerinden kaynaklanacağını yazmıştı.
Batı'nın evrensellik iddiasının diğer medeniyetlerden tepki göreceğini öngörmüştü.
Bugün Çin'in yükselişini, Rusya'nın ya da İran'ın davranışlarını salt ekonomik çıkar hesabıyla açıklamak mümkün değil; Huntington'ın çerçevesi hâlâ işe yarıyor.Francis Fukuyama ise Soğuk Savaş’ın bitmesinin heyecanı ile 1992'de yazdığı “Tarihin Sonu” kitabında tam tersini savunmuştu: Sovyetlerin çöküşüyle ideolojik evrim sona ermiş, liberal demokrasi insanlığın nihai yönetim biçimi olarak tarihin galibi ilan edilmişti.
Karp, akademik derinlikten yoksun da olsa, “The Technological Republic”te bu iddianın pratikte iflas ettiğini ilan ediyor.
Batı değerlerinin evrensel zafer kazandığı dünya artık yok; onun yerine teknoloji, askeri ve istihbari üstünlüğün belirleyici olduğu yeni bir rekabet çağı başlamış durumda.Bu yüzden kitabı önemli buluyorum.
Akademik saygınlığı ya da felsefi derinliği için değil; Batı elitleri arasında da artık "tarihin sonu" anlatısının bittiğini görünür kıldığı için.
Artık kültür kimliği de, liberal demokrasi söylemi de ikinci planda.
Sahneye çıkan yeni aktör: araçsallaştırılmış teknoloji ve yapay zekâ destekli tahakküm kapasitesi.Palantir’in iş modeli diğer ülkeler için ne anlama geliyor?Palantir'in iş modeli sıradan bir teknoloji şirketinden köklü biçimde ayrışıyor.
Şirketin 2025 ikinci çeyrek geliri milyar doları aştı; bunun büyük bölümü hükümet sözleşmelerinden geliyor.
Şirket, ABD Göçmenlik ve Gümrük İcra Birimi'nin (ICE) vaka yönetim sistemini işletiyor, savunma bakanlıklarıyla gizlilik içinde çalışıyor.
Peki bu tablo diğer ülkeler açısından ne anlama geliyor?Küresel ölçekte birkaç kritik soruyu gündeme geliyor.
Palantir, pek çok ülkede kamu ihalelerine rekabetçi ihale süreçleri atlanarak giriyor.
Brezilya vakası ibret verici: Şirket, devlete ait BT kuruluşu Serpro üzerinden Amazon Web Services altyapısına ek hizmet katmanı olarak dahil oldu ve Palantir için ayrı bir ihale açılmadı.
Başka bir deyişle devletin kendi dijital egemenliğini güçlendirmek için kurduğu yapı, yabancı bir şirketin aracısına dönüştü.Bu durum piyasa rekabetini doğrudan zedeliyor.
Palantir gibi şirketler bir kez devlet sistemlerine entegre oldu mu, çıkarılmaları hem teknik hem siyasi açıdan son derece güçleşiyor.
Piyasada "kilitleme etkisi" denen bu yapı, rekabeti fiilen ortadan kaldırıyor.
Buna bir de şirketin kendi ülkesine "olumlu yükümlülük" taşıdığını açıkça ilan etmesini ekleyin: Hangi hükümet bu koşullarda hassas verilerini gönül rahatlığıyla teslim edebilir?İsviçre'nin verdiği dersİsviçre bu soruyu sonuna kadar götürdü.
Bağımsız dergi Republik, 59 bilgi edinme başvurusuna dayanan bir soruşturmayla İsviçre ordusunun, Palantir sistemlerinin ülke egemenliğiyle bağdaşmayabileceğine dair iç bir rapor hazırladığını ortaya koydu.
Sonuç: İsviçre ordusu veri egemenliği riskleri gerekçesiyle Palantir'i reddetti.
Şirketin sunucuları İsviçre topraklarında olsa bile, Amerikan hukuku ABD hükümetinin bu verilere erişmesini zorunlu kılabilirdi.Palantir'in bu soruşturmaya verdiği yanıt da bir o kadar anlamlıydı.
Gerçeklere itiraz etmek yerine, dergiye kendi versiyonunu yayımlaması için hukuki baskı uyguladı. 300 milyar dolar piyasa değerine sahip bir şirket, kendi hükümetinin hazırladığı bir risk raporunu vatandaşlarına duyurmaya çalışan küçük bir bağımsız dergiye dava açtı.Nostalji mi, strateji mi?Karp ve Zamiska, aslında hiç var olmamış bir geçmişin yası tutarak onu diriltmeye çalışıyor. "Ortak Amerikan Projesi" nostalji mi gerçekten yoksa tekno-oligarklar aracılığıyla tahakkümü sürdürmenin yeni dilini mi kuruyorlar?Belki ikisi de.
Ama asıl mesele bu tartışmanın yarın değil, bugün, kamu ihalelerinde, veri sözleşmelerinde ve rekabet politikalarında somut biçimde şekillendiği.
Manifestoyu ilan eden bir şirketin verilerimize erişimine izin vermek, modernleşme değil.
Buna daha net bir isim koymak gerekiyor.