Haber Detayı

Ben sensiz nasıl yaşayacağım kızım
Tülin türkoğlu internethaber.com
04/05/2026 06:56 (3 saat önce)

Ben sensiz nasıl yaşayacağım kızım

11 yaşındaki Almina Ağaoğlu’nun ölüm haberi memleketin acısı sadece ailesinin değil.

Bu acı gazete satırına sığmadı, televizyon ekranına da… Çünkü toprağa verilen yalnızca küçücük bir beden değildi; yarım kalan hayallerdi, büyüyemeyen bir çocukluktu, annesinin gözlerinde sonsuza kadar yaşayacak bir gülüştü.

Bir okul düşünün…Bir çocuğun en güvenli olması gereken yer.Kalem seslerinin yankılanması gereken koridorlar.Teneffüste koşan ayaklar, sıraya gizlenmiş hayaller, yarım bırakılmış ödevler, çantasında unutulmuş mandalina kokusu… Duvarlarında çocuk sesleri yankılanması gereken bir okul.

Tebeşir kokusunun, zil sesinin, kahkahaların olması gereken bir yer… Ama şimdi o okulun duvarlarında başka bir sessizlik var.

Ağır, soğuk ve unutulmayacak bir sessizlik ve korkunun soğuk izi var.

Bir sıra boş kaldı artık.Bir çanta sahipsiz.Bir defter yarım.Belki en sevdiği kalemi hâlâ sırasında duruyor.

Ve bir anne…Evladının tabutuna sarılıp, “Almina, buradayım kızım… Annen yanında…” diye haykırıyor.

İnsan o cümleyi okuyunca bile nefessiz kalıyor.

Çünkü dünyadaki hiçbir acı, bir annenin evladına mezar başında seslenmesinden daha ağır değildir.

O an artık kelimeler anlamını yitirir.

Teselli susar.

Hayat susar.

Bir annenin evladını sabah okula gönderip akşam toprağa vermesi nasıl anlatılır?

Nasıl dayanılır buna?

Daha dün saçını okşadığı kızının tabutunu öpmek…Daha dün “Üşüme” diye üzerine mont giydirdiği evladını şimdi toprağa emanet etmek… İşte insanın yüreği tam da burada parçalanıyor.

Almina’nın annesinin, “Kızım bayrağımızı çok severdi” diyerek tabutuna Türk bayrağı örtülmesini istemesi ise tarifsiz bir sızıydı.

Bir annenin son kez evladını sevdiği şeylerle uğurlaması…O bayrak artık yalnızca bir bayrak değildi; bir annenin son sarılışıydı.

Belki de en acısı ne biliyor musunuz?

Almina’nın arkadaşları büyüyecek.Yıllar geçecek.Okul değişecek, öğretmenler değişecek, sıralar eskiyecek…Ama onun yaşı hiç büyümeyecek.

Hep 11 yaşında kalacak.

Bir gün sınıf arkadaşları üniversiteye gidecek, meslek sahibi olacak, belki anne olacak, baba olacak… Ama içlerinden biri her zaman eksik kalacak.

Çünkü çocuk yaşta kaybedilen insanlar, sadece öldükleri güne değil, geleceğe de gömülürler.

Şimdi bir mezarın başında gözü yaşlı bir anne var.Belki her sabah uyanınca önce kızının odasına bakacak.Belki kıyafetlerine dokunacak.Belki kokusu silinmesin diye koklamaya kıyamayacak.

Ve her gece aynı soruyu soracak kendine: “Ben şimdi sensiz nasıl yaşayacağım kızım?” İşte bu sorunun cevabı yok.

Çünkü bazı acılar geçmez.Bazıları sadece insanın içine yerleşir.Bir ömür boyunca sessizce kanar.

Kapıçam Mezarlığı’nda küçük bir mezar var.Belki üzerinde çiçekler olacak.

Belki sınıf arkadaşları ziyaret edecek.

Belki annesi her gidişinde toprağa dokunup yine aynı cümleyi fısıldayacak: “Annen yanında kızım…” Fakat asıl soru şu:Biz gerçekten çocuklarımızın yanında olabiliyor muyuz?

Çünkü bir ülkede çocuklar okulda ölüyorsa, hiçbirimiz tamamen masum değiliz.

Sessiz kalan herkes, ihmali görmezden gelen herkes, öfkeyi normalleştiren herkes bu karanlığın yükünü taşır.

Almina artık yok.Ama geride hepimizin vicdanına bırakılmış ağır bir emanet var:Çocukların korkmadan yaşayabildiği bir ülke kurabilmek… Eğer bunu başaramazsak, bugün yalnızca bir çocuğu değil; merhametimizi, vicdanımızı ve insanlığımızı da toprağa vermiş olacağız.

İlgili Sitenin Haberleri