Haber Detayı

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Her türlü ayrımcılığa son verdik
Gündem haberet.com
11/05/2026 15:44 (5 saat önce)

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Her türlü ayrımcılığa son verdik

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay’ın 158. Kuruluş Yıldönümü ve Danıştay ve İdari Yargı Günü Töreni'nde önemli açıklamalarda bulundu. "Her türlü ayrımcılığa son verdik" diyen Erdoğan, "Cumhurla cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile milletin iradesinin aracısız bir şekilde devlet idaresinde belirleyici olmasını temin ettik" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay’ın 158.

Kuruluş Yıldönümü ve Danıştay ve İdari Yargı Günü Töreni'nde önemli açıklamalarda bulundu.İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satırbaşları:Danıştayımızın kıymetli başkanı ve mensupları, değerli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler, sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum.

Danıştay’ın 158. kuruluş yıl dönümünü ve İdari Yargı Günü’nüzü canı gönülden tebrik ediyorum.

Bu önemli günün, Danıştay ve yüksek mahkemelerimiz başta olmak üzere yargı camiamızın tamamı için hayırlara vesile olmasını diliyorum.Türk hukuk tarihine kök salan bir buçuk asırlık bu çınarı yaşatan, büyüten ve bugünlere getiren bütün hukukçularımızı şükranla yad ediyorum.

Aramızdan ayrılanları rahmetle anıyor, emeklilerimize sağlıklı ve bereketli ömürler diliyorum.

İlk derece vergi ve idare mahkemelerinde, bölge idare mahkemelerinde ve Danıştay’da hâlen görevde olan, milletimize ve adalet idealine hizmet eden bütün yargı mensuplarımıza başarı ve kolaylıklar temenni ediyorum.

Hak arayışına nezaret eden, yol gösteren ve adaletin tecellisine katkı sunan avukatlarımıza da buradan saygılarımı gönderiyorum.

Bu tarz törenlerde isimleri genellikle unutulan ama idari yargının yükünü omuzlayan adalet personeline de emek ve mesaileri için teşekkür ediyor, hepsinin İdari Yargı Günü’nü iştenlikle kutluyorum.Değerli misafirler, çok kıymetli arkadaşlar.

Hukuk devletinin en genel tanımı, bütün kurum ve organlarıyla devletin hukuk içinde kalması ve hukukla hayat bulmasıdır.

Bu tarifi kuvveden fiile, idealden hakikate çıkaran kurumsal güvencelerin başında, adil ve etkin işleyen bağımsız ve tarafsız bir yargı organının varlığı gelmektedir.

Devletin üç temel sütunundan biri olan yargı organı içindeki idari yargı yolu, kamunun tasarrufları karşısında vatandaşın hakkını arayacağı güvenli bir limandır.

Danıştay da bu yolun bidayet ve nihayet çizgisindeki son durağıdır.

Bundan tam 158 yıl evvel Şûrâ-yı Devlet adıyla kurulduğunda, Sultan Abdülaziz adına okunan Nutk-ı Hümâyun’da hukuki güvenlik, adil ve eşit idare ilkelerinin altı çizilmiş, toplumda sınıf farkı gözetmeksizin hukukun herkes için korunacağı taahhüt edilmişti.

Ardından Cumhuriyet Türkiye’sinde Danıştay, bu taahhüdü takip ederek hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi ve kökleşmesi için mühim hizmetler ifa etmiştir.

Zamanla Danıştay’ın idari ve istişari rolü zayıflamış, buna mukabil yargısal denetim fonksiyonu öne çıkmıştır.

Yürüttüğü hukuka uygunluk denetimi ile Danıştay’ın gerek idari makamlara gerek alt derece mahkemelerine sağladığı rehberlik hâlen önemini koruyor.Tabii burada bir hususun altının çizilmesi gerekiyor.

Bakınız, günümüzde hukuku insanın doğuştan gelen hak ve özgürlüklerini dikkate almadan kâmilen tanımlayamıyoruz.

Zira hukuk, özü ve meşruiyetini evrensel nitelikteki bu değerlerden alıyor.

Hak ve özgürlükler, bir bakıma insanın korunaklı alanını belirleyen, bireysel güvenliği temin eden kurallar kümesidir.

Bunun için bireysel güvenlik ihtiyaçlarına cevap vermeden kolektif güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya imkân yoktur.

Üstelik bu, bizim için yeni öğrenilmiş bir ders değildir.

Devlet felsefemizin temelini oluşturan Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” öğüdüyle yüzyıllardır bu gerçeğin farkındayız.Farkında olduğumuz bir diğer husus, devlet ve vatandaş arasındaki ilişkinin doğası itibarıyla eşitler arası bir ilişki olmadığıdır.

İdare hukuku ve bu hukuk dalının kurallarını uygulayan idari yargı, devlet ile vatandaş arasındaki işte bu ilişkide bir denge unsurudur.

Adliye mahkemelerinden farklı olarak idari yargıda uyuşmazlığın bir tarafı her zaman devlettir, kamu idaresidir.İdari yargının adil ve etkin işleyişi, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı bakımından özel öneme sahiptir ve bu işleyiş, hukuk devleti standartlarına dair çok kritik bir göstergedir.Çok değerli dostlar.

Yaklaşık 6 sene önce aramızdan ayrılan rahmetli Prof.

Dr.

İlhan Özay, “Gün ışığında yönetim” kavramıyla önümüzde yeni bir pencere açmıştı.

Devletin güneşle remzedilmesi ve temel vasıflarının gün ışığına nispetle tarifi, esasen hukuk devletinin zarif ve bilgece ifadesidir.

Modern anlamıyla hukuk devleti, gün ortasında tam tepeye yerleşen güneş misali aydınlığını her köşeye ulaştırır.

Herkesi eşit derecede ısıtır ve ışıtır.

Eskiler tam da bu sebeple “Allah devlete zeval vermesin.” demiştir.

Zevalinden endişe edilen hiç kuşkusuz devletin soyut varlığı değildir.

Adil ve eşitlikçi karakteridir.

Adalet ve eşitlik ilkeleri üzerinde neşvünema bulan bir hukuk devleti düzeninde hiç kimse için korku yoktur.

Ümitsizlik yoktur.

Çaresizlik yoktur.

Bu düzende kamu idaresi vatandaşa tepeden bakamaz.

Göz hizasında konuşur.

Bu düzende imtiyazlılar, seçkinler, hukukun kapsama alanı dışında olanlar yoktur.

Hukuk karşısında eşitlik vardır.

Bu düzende idareci vatandaşın efendisi değildir.

Hizmetkârıdır.

Bu düzende asıl olan millettir.

Milletin rızası ve vatandaşın memnuniyetidir."HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞA SON VERDİK"Şunu bugün büyük bir gururla ifade etmek durumundayım.

Toplumun bir kesiminin kendisini öz yurdunda garip hissettiği dönemlerden, siyasetin ve kamu idaresinin vatandaşla göz hizasında iletişim kurduğu bir olgunluk seviyesine hamdolsun ulaştık.

Her türlü ayrımcılığa son verdik.

Cumhurla cumhuriyet arasına çekilen dikenli tel örgüleri söküp attık.

Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi ile milletin iradesinin aracısız bir şekilde devlet idaresinde belirleyici olmasını temin ettik.

İyi yönetim ideali, bilhassa son 23 yılda hayata geçirilen yasal ve yapısal reformlarla güç ve mevzi kazanmıştır.

Dilekçe ve bilgi edinme hakkı, kamu denetçiliği gibi kurumlarla idarenin demokratik denetiminin önü açılmıştır.

Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Kamu Görevlileri Etik Kurulu, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu gibi kurul ve düzenlemelerle vatandaşımıza ilave güvenceler sağlanmıştır.

İdari usul açısından önemi haiz pek çok kural ve müessese hükümetlerimiz döneminde hayata geçirildi.İdari yargı yolunu güçlendirmek için attığımız adımları sizler zaten çok iyi biliyorsunuz.

Burada sadece birkaç tanesini hatırlatmakta fayda görüyorum.

Mahkeme sayısını 126’dan 245’e çıkartarak yüzde 68 oranında artırdık.

İdare mahkemesi kurulu il sayısını 72’ye, vergi mahkemesi kurulu il sayısını da 39’a yükselttik.

Sistemdeki en büyük yeniliği 10 yıl önce istinaf yolunu getirerek yaptık.

İki dereceli yargılamadan üç dereceli yargılamaya geçiş, Danıştay’ın içtihat mahkemesi vasfını güçlendirmiş, iş yükünü ciddi manada azaltmıştır.

İstinaf öncesi sistemde açılan dosya sayısı 186 bine yaklaşmışken, 2025 yılı sonu itibarıyla bu rakam 82 bine düşmüştür."REFORM İRADEMİZ İLK GÜNKÜ GİBİ DİRİ VE GÜÇLÜ"Şunun bilinmesini isterim ki reform irademiz ilk günkü gibi diri ve güçlüdür.

Kamu idaresinde etkinliği, hesap verilebilirliği, katılımı ve şeffaflığı artıracak yeni adımlar atmaya devam edeceğiz.

Kamu idaresi yanında idari yargı yolunun etkinliğini artırma hedefi de reform gündemimiz içindeki öncelikli yerini koruyor.

İçinde bulunduğumuz dönemde daha etkin, daha hızlı, daha adil bir idari yargı sistemi için çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz.Kıymetli arkadaşlar.

Adalet ve doğrulukla hükmetmek, kamusal yetkileri bir tahakküm aracı olarak değil halka hizmetin bir vasıtası olarak görmek, milletin emanetini ve sorumluluğunu taşıyan herkesin asli vazifesidir.İlgili organların objektif, adil, anayasanın ve yasaların çizdiği sınırlar içerisinde kalarak hareket etmesi, şüphesiz diğer tüm kurum, kuruluş ve şahısların tavırlarından çok daha önemlidir.

Bu konuda oluşabilecek en küçük ihmalin veya ihlalin faturasını sadece ilgili merciler değil, millet ve devlet olarak hepimiz ödüyoruz.

Madem hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız, öyleyse Türkiye’nin çıkarını, Türkiye’nin geleceğini, Türkiye’nin huzurunu gözetmek mecburiyetindeyiz.

Türkiye kalkınacaksa, büyüyecekse, muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkacaksa bu ancak topyekûn bir mücadele ile gerçekleşebilir.

Bunu özellikle şunun için söylüyorum.

Başta Yassıada ve 12 Eylül olmak üzere yargı tarihimizin her bir safhasının iftihar tablolarıyla dolu olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz.

Aynı şekilde yakın dönem siyasi tarihimizde Danıştay’ın da hedef alındığı çeşitli provokasyonlara maruz kaldık. 17-25 Aralık’ta olduğu gibi yargı içine sızmış bir örgütün meşru hükümeti devirmeyi amaçlayan hain bir darbe girişimi yaşadık.

Yargı yetkisi kullanılırken yorumda sınırların zorlandığı, hukuki mütalaa ile siyasi mülahaza arasındaki çizginin bulanık hâle geldiği hadiselere tanık olduk.

Bunların hepsi ve daha fazlası hâlen hafızalarımızdadır.

Şu bir gerçek ki yargı yetkisinin kullanımına hukuk dışı hiçbir müdahale hoş ve mazur karşılanamaz.

Bununla beraber yargının yasamaya veya yürütmeye vesayeten iş yapma, karar alma hakkı ve yetkisi de yoktur.

Anayasamız yargı yetkisini hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı tutmuş, bu yetkinin bir yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağını belirtmiştir.

Yani hukuki denetim yetkisini yargı mercilerine verirken, idari takdir yetkisini idare lehine saklı tutmuştur.

Kuşkusuz bu iki konuyu birbirinden kesin sınırlarla tefrik etmenin zorluğu bazen tartışmalı kararlara ve eleştirilere neden olabilmektedir.

Ancak bu tartışmalardan korkulmaması gerektiğine inanıyorum.

Tam tersine yapıcı eleştirinin düzeltici, iyileştirici, dönüştürücü etkisinden en geniş biçimde istifade etmenin yollarını aramalıyız.

Sosyal medyada artık iyice çığırından çıkan, giderek daha vehimsiz ve seviyesiz bir hâl alan linç kültürünü elbette bunun dışında tutuyorum.

Çünkü bu linç, kimi zaman siyasetçiye, kimi zaman yargıya, kimi zaman bürokrasiye, kimi zaman da sokaktaki vatandaşa yönelmekte.

Hak ve adalet arayışına hizmet etmekten ziyade bir operasyon aygıtı olarak çalışmaktadır.

Değerli dostlar.

Danıştay’ın temelini oluşturan Şûrâ-yı Devlet, 1868 yılında kurulduğunda Osmanlı İmparatorluğu Tanzimat Fermanı’yla başlayan dinamik bir reform döneminin tam ortasındaydı.

Şûrâ-yı Devletin teşekkülünden 8 yıl sonra maddi ve şekli anlamdaki ilk anayasamız yürürlüğe girmiştir.

Malumunuz, anayasalar hem devletin temel organizasyonunu hem de devletle vatandaş arasındaki ilişkileri belirleyen normatif çerçevedir.

Hukuk devletinin, hukukun üstünlüğünün ve iyi yönetim ilkelerinin temel DNA’sı anayasal metinlerdir.

Kanun-ı Esasi’yi takip eden dört anayasaya rağmen Türk milletinin iyi bir anayasa özlemi hâlen dinmemiştir.

Kurucu anayasalarımız dışında son iki anayasanın maalesef darbelerin, hukuk dışı müdahalelerin ürünü olmasının bunda payı büyüktür.

Bu demokratik ayıbı gidermek, Türk siyasetinin boynunun borcudur.

Yeni, kuşatıcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa, demokrasimizi aşağıdan yukarıya doğru inşa etmenin imkânıyla önümüzde duruyor.

Anayasayı darbecilerin veya seçkinlerin belirleyip topluma dayattıkları bir çerçeve olmaktan çıkarıp toplumun kendisinin belirleyip devlete deklare ettiği bir metne dönüştürmek zorundayız.

Böyle bir anayasayla inanıyorum ki hem hukuku hem demokrasiyi hem devleti hem de milleti aynı anda koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmamız mümkün olacaktır.

İlgili Sitenin Haberleri