Haber Detayı
Siyaset Üstü Bir Vicdan İttifakı Şart
Kahramanmaraş’tan gelen o kan dondurucu haber, sadece ekranlarımıza düşen bir "son dakika" gelişmesi değil; hepimizin suratına inen ağır bir tokattır.
14 yaşında bir çocuk, okuluna bir cephanelikle girip öğretmenini ve sıra arkadaşlarını katledebiliyorsa, artık burada sadece bireysel bir öfkeden bahsedemeyiz.
Bugün o okul koridorlarında sadece masum canlar değil, "güvenli toplum" dediğimiz o koca bina da yerle bir oldu.
Gelin eğri oturalım, doğru konuşalım: Biz bu çocukların ruhuna ne ektik ki, bugün barut kokusu biçiyoruz?
Sosyolojik bir iflasın tam ortasındayız.
Sokakta, trafikte, her akşam televizyon ekranlarında şiddeti bir "erkeklik nişanesi" gibi kutsayan bir iklim yarattık.
Silahın bir güç gösterisi olarak evin baş köşesinde durduğu, sorunların bağırarak çözüldüğü bir ortamda yetişen çocuktan, okulda nezaket beklemek ne kadar gerçekçi?
Biz şiddeti normalleştirdikçe, o şiddet geldi en kutsal kalemiz olan sınıflarımızı vurdu.
İşin psikolojik boyutu ise çok daha karanlık.
Bir çocuk, beraber hayal kurduğu arkadaşını nasıl "hedef" olarak görebilir?
Bu, empatinin tamamen buharlaştığı, bir ruhun yabancılaşarak canavarlaştığı noktadır.
Biz çocuklarımıza sürekli test çözmeyi, sınav kazanmayı, "birinci" olmayı dayatırken; onların içindeki o devasa boşluğu, sevgisizliği ve "görülme" arzusunu hiç mi fark etmedik?
Şimdi Amasız, Fakatsız Bir Mutabakat Vakti!
Bu yangın sadece Kahramanmaraş’ta yanmıyor; hepimizin evinin içinde, sokağında, geleceğinde yanıyor.
Artık "onlar" veya "bunlar" diyerek suçu birbirimize atma lüksümüz kalmadı.
İktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplum kuruluşuyla ve tüm toplum paydaşlarıyla bir araya gelmek zorundayız.
Mesele siyasi bir polemik değil, mesele doğrudan çocuklarımızdır.Acilen siyaset üstü bir "Toplumsal Şiddetle Mücadele Mutabakatı" inşa edilmelidir.
Siyasetçiler kürsülerden birbirine parmak sallamayı bir kenara bırakıp; bu çocukların eline o silahların nasıl ulaştığının, ekranların ruhları nasıl bu kadar kararttığının hesabını ortak bir akılla sormalıdır.
Okul bahçelerini siyasi çekişmelerin değil, çocuklarımızın güvenli limanları haline getirmek zorundayız.
Unutmayalım ki; bir çocuğun hayatı, her türlü siyasi ikbalden ve ideolojiden daha kutsaldır.
Bugün bu mutabakatı sağlayamazsak, sustuğumuz her şiddet bir sonraki felaketin şarjörü olmaya devam edecek.
Çünkü artık vakit daralıyor; sırt çantalarındaki o kıyamet, hepimizin kapısında bekliyor.