Haber Detayı

Gıdada paketten kaçarken kayıt dışılığa tutuluyoruz
Ekonomi dunya.com
12/05/2026 00:00 (2 saat önce)

Gıdada paketten kaçarken kayıt dışılığa tutuluyoruz

STT ve TETT tartışmasıyla yeniden alevlenen güvenli gıda-sağlıksız gıda tartışmalarını DÜNYA Gazetesi olarak konunun uzmanına sorduk. BİTKİDEN Başkanı ve TGDF Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ebru Akdağ, ambalajlı gıdaya karşıt söylemlerin tüketiciyi kayıt dışılığa yönlendirdiğine dikkat çekti.

Sosyal medyada en fazla de­zenformasyonun yapıldığı konulardan biri gıda.

Yaşam için tüketimi zorunlu olan gıdada, endüstriyel ürünlere yönelik söy­lemler, “güvenilir ürün” anlayışını yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı.

Bitki Bazlı Gıdalar Derne­ği (BİTKİDEN) Yönetim Kurulu Başkanı, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyo­nu (TGDF) Yönetim Kurulu Üyesi Dr.

Ebru Akdağ, son dönemde gün­demde olan “Son Tüketim Tarihi” ile “Tavsiye Edilen Tüketim Tari­hi” arasındaki fark ile “sağlıklı gı­da”ya ilişkin sorularımızı yanıt­ladı. “Son Tüketim Tarihi (STT)” ile “Tavsiye Edilen Tüketim Tari­hi (TETT)” arasındaki temel farka dikkat çeken Akdağ, “STT’nin bir güvenlik sınırı olması, TETT’nin ise bir kalite vaadi olmasıdır. “Son Tüketim Tarihi”; et, süt, tavuk vb. gibi hayvansal ürünler ile hazır ye­mekleri gibi mikrobiyolojik açıdan hızlı bozulabilen ve bozulduğunda insan sağlığı açısından risk oluştu­rabilecek gıdalarda kullanılan ta­rihtir.

Bu tarih, ürünün uygun sak­lama koşullarında güvenle tüketi­lebileceği son günü ifade eder ve bir güvenlik uyarısıdır” dedi.Görüntü ve kokuya aldanmayın STT’si geçen bir ürünün görü­nüş, tat veya koku açısından nor­mal olsa bile sağlık riski oluştura­bileceği için tüketilmemesi gerek­tiğini vurgulayan Akdağ, “Yasal olarak da bu ürünlerin tüketiciye satışı yasaktır. “Tavsiye Edilen Tü­ketim Tarihi” ise makarna, bakli­yat, bisküvi, konserve gibi dayanık­lı ürünlerde kullanılan bir kalite göstergesidir.

Bu tarih ürünün tat, koku, kıvam gibi duyusal özellik­lerini en iyi koruduğu dönemi ifa­de eder.

TETT’si geçen bir ürün­de tat, aroma, renk veya doku gibi özelliklerde değişiklik görülebilir; örneğin kahvenin aroması hafif­leyebilir ya da bisküvinin çıtırlığı azalabilir.

Eğer ürün uygun koşul­larda saklandıysa, ambalajı sağlam ise, şişme, küflenme, sızıntı gibi bozulma belirtileri göstermiyorsa, tadında, kokusunda ve dokusunda anormal bir değişiklik yoksa TETT geçmiş birçok ürün çoğu zaman güvenle tüketilebilir.

Özetle STT bizi hastalıktan korur, TETT ise paramızı ve gıdamızı korumamıza yardımcı olur” ifadelerini kullandı.STT’de hiçbir esneklik olmamalı Gıda mühendisi Dr.

Akdağ’a “Tü­keticiler yanıltılıyor mu yoksa tam aksine bu bir koruma mı?” diye sor­duğumuzda ise şu yanıtı verdi: “Bu soruya tek bir kelimeyle cevap ver­mek zor; çünkü aslında her iki du­rum da aynı anda söz konusu olabi­liyor.

Sistem doğru kurgulandığın­da bu tarihler tüketiciyi korumak için vardır.

Ancak doğru anlaşılma­dığında ya da eksik anlatıldığında tam tersine kafa karışıklığına ve yanlış seçimlere yol açabilir.STT, tüketiciyi doğrudan koru­yan bir uygulamadır.

Çünkü bu ta­rih, gıdanın güvenle tüketilebile­ceği son noktayı gösterir.

Bu açıdan bakıldığında oldukça net ve koru­yucudur.

TETT ise gıda israfını önlemeye yönelik bir yaklaşımdır.

Çünkü birçok ürün, TETT geçse bile uygun koşullarda saklandıysa hâlâ tüketilebilir durumdadır.

An­cak sorun tam da burada başlıyor.

Çünkü tüketicilerin önemli bir kıs­mı bu iki kavramı birbirinden ayırt edemiyor.

STT ile TETT’nin aynı şey sanılması, bir yandan gerek­siz gıda israfına yol açarken, diğer yandan riskli ürünlerin fark edil­meden tüketilmesine neden ola­biliyor.

Ben bu durumu çoğu za­man bir ‘iletişim problemi’ olarak görüyorum.

Bilimsel olarak sis­tem doğru; ama mesaj her zaman doğru anlaşılmıyor.

Özellikle sos­yal medyada bir yandan ‘tarihi geç­miş ürünleri size yediriyorlar’ di­ye TETT ile ilişkili yanlış korku al­gıları, diğer yandan STT’ye sahip ürünlerde kötü kokmuyorsa, küf­lenmediyse tüket gitsin gibi sağ­lığı tehdit edici öneriler toplumu yanlış yönlendiriyor.

Bu nedenle burada asıl mesele gıda okuryazar­lığımızın artmasında yatıyor.

Tü­keticiler etiketi bir ‘bilgi aracı’ ola­rak görmeli ve üzerindekilerde ne­lere dikkat edeceğini bilmeli.

Ama özellikle STT söz konusu olduğun­da hiçbir esneklik olmaması gerek­tiğini de unutmamalı.”Denetimsiz ‘sokak arası’ tüketimi büyütüyor “Ambalajlı gıdada uzak durun” anlayışı yaygınlaşıyor.

Bunun pa­zara etkisine ilişkin de değerlen­dirmeler yapan Akdağ, “Ambalajlı gıdadan uzak durma söylemi artık marjinal bir grup aktivitesi olmak­tan çıktı; pazarın yönünü, üretim stratejilerini ve pazarlama dille­rini belirleyen güçlü bir tüketici motivasyonuna dönüştü.

Ancak bu durum, bilimsel gerçeklerden ziyade korku odaklı bir dezenfor­masyonla beslendiği için gıda sis­temi üzerinde ciddi bir paradoks yaratıyor” diye konuştu.

Bu söyle­min pazardaki en somut etkisinin, “tüketicinin ambalajı gıdayı koru­yan bir kalkan olarak değil, onu ‘bo­zan’ bir engel olarak görmeye baş­laması” olduğunu dile getiren Ak­dağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu algı kayması, insanları kayıt dışı ve denetimsiz üretime yönlendiriyor.

Ambalajın aslında gıdayı dış et­kenlerden koruyan, ona bir kimlik kazandıran ve izlenebilirliğini sağ­layan en önemli güvenlik aracı ol­duğu gerçeği, bu duygusal tepkinin gölgesinde kalıyor. ‘Paketliyse kö­tüdür’ genellemesi, gıda güvenliği standartlarını ve yasal denetimleri itibarsızlaştırırken, hiçbir deneti­mi olmayan ‘sokak arası’ üretimini kontrolsüz bir şekilde büyütüyor.

Ama diğer tarafta, günlük haya­tın gerçekleri var.

Çalışan ebevey­nler, özellikle anneler için zaman yönetimi, gıdaya erişim, raf ömrü ve pratiklik çok önemli.

Bu nokta­da ambalajlı gıdalar sadece bir ter­cih değil, çoğu zaman bir ihtiyaç haline geliyor.

Aslında tüketiciler ihtiyaçları doğrultusunda amba­lajlı ürünlere yöneliyorlar ancak bazen bunu hatalı ön yargılarla kaygılanarak yapıyorlar.

Bu da gü­nümüzün en önemli hastalık kay­nağı olan stresi tetikliyor.

Sonuç olarak, ambalaj karşıtlığı marjinal bir söylem olarak kalmıyor; gıda­nın künyesi olan etiketi ve koruyu­cusu olan ambalajı düşmanlaştı­rarak büyük bir risk yaratıyor.

Bu süreçte asıl kaybeden ise, amba­lajlı ve kontrollü gıdadan kaçarken aslında çok daha büyük mikrobi­yolojik risklere açık hale gelen gı­da okuryazarlığı düşük tüketiciler oluyor.

Bizim odaklanmamız gere­ken nokta ambalajın kendisi değil, ambalajın bize sunduğu bilginin doğruluğu ve şeffaflığıdır.”GPD: STT ve TETT karıştırılmamalıGıda Perakendecileri Derneği (GPD), gıda ürünlerinde yer alan “Son Tüketim Tarihi” (STT) ile “Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi”nin (TETT) farklı anlamlar taşıdığına dikkat çekti.

Dernek, STT’si geçen ürünlerin kesinlikle tüketilmemesi gerektiğini vurgularken, uygun koşullarda saklanan bazı TETT’li ürünlerin ise kalite kaybı dışında güvenlik riski taşımayabileceğini belirtti.

GPD, doğru bilgilendirmenin hem tüketici farkındalığı hem de gıda israfının azaltılması açısından önemli olduğunu ifade etti.Güvenli olmayan ürün gıda değildir “Sağlıklı gıda” söyleminin aslında bir dil ve algı tuzağı olduğunu ifade eden Dr.

Ebru Akdağ, “Temel bir kuraldan başlayalım: Güvenli olmayan bir şey ‘gıda’ değildir.

Gıda bilimi açısından bakıldığında, bir maddenin ‘gıda’ olarak tanımlanabilmesi için öncelikle güvenli (tüketildiğinde akut veya kronik bir hastalığa neden olmayan) olması gerekir.

Eğer bir ürün sağlığa doğrudan zarar veriyorsa, o artık bir besin maddesi değil, bir ‘kirletici’ veya ‘zehir’ kategorisindedir” dedi.Mucize gıda yoktur Akdağ, neden sürekli “sağlıksız gıda” dendiğinde ilişkin iki önemli ayrıma şu sözlerle işaret etti: “Sağlıksız olan gıdanın kendisi değil, genellikle bizim beslenme modelimizdir.

Çünkü bir gıdayı ‘iyi’ ya da ‘kötü’ ilan etmek bilimsel olarak doğru bir yaklaşım değil.

Aynı ürün, tüketim miktarı ve sıklığına, bireyin yaşına, sağlık durumuna ve genel beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak farklı etkiler gösterebilir.

Bugün sosyal medyada sıkça gördüğümüz ‘bu gıda zehir’, ‘bu mucize’ gibi söylemler işte bu ayrımı ortadan kaldırıyor.

Oysa gerçek şu: Hiçbir gıda tek başına mucize değildir, hiçbir gıda da tek başına zehir değildir.

Belirleyici olan doz, sıklık ve toplam beslenme davranışıdır.

Bir diğer önemli nokta da ‘doğal = sağlıklı’ algısı.

Bu da çok yaygın bir yanılgı.

Oysa doğada son derece toksik maddeler de bulunur.

Aynı şekilde işlenmiş bir ürün otomatik olarak zararlı değildir; uygun şekilde üretildiğinde ve doğru tüketildiğinde son derece güvenli olabilir.”Korku odaklı pazarlamaya dikkat!

Günümüzde ‘sağlıksız” etiketinin bilimsel verilerden ziyade korku odaklı pazarlama stratejileriyle yapıştırıldığına dikkat çeken Dr.

Akdağ, “Bir gıdayı ‘sağlıksız’ olarak damgalamak, gıda okuryazarlığını geliştirmek yerine tüketiciyi korkuya ve kafa karışıklığına sevk ediyor.

Eğer yasal olarak rafa çıkmış, denetimden geçmiş bir üründen bahsediyorsak, o ürün teknik olarak güvenlidir.

Onu sağlıksız kılan şey, ürünün içindeki bir molekülden ziyade, bizim o ürünle kurduğumuz orantısız ilişkidir” diye konuştu.

İlgili Sitenin Haberleri